Öncül, birşeyi birşey için olurolayan veya birşeyi birşeyden olumsuzlayan ve kıyasın
bir parçası kılan bir sözdür. Terim, öncülün öncül olması açısından kendilerine
ayrıştığı şeydir. Bağ çözüldüğünde, kaçınılmaz olarak geriye mevzu ve yüklem
dışında birşey kalmaz.
Tümele İlişkin Söylenen Üzerine
Kendisinde tümel üzerine söylenmiş bir söz olan öncülde ise, yüklem ve ona göre
olan olumsuzlamanın dışında mevzu üzerine söylenen hiçbir şey yoktur. Her
öncül, ya mutlak, ya zaruri ya da mümkündür.
Mutlak Olanlar Hakkında
Mutlak olan hakkında iki görüş vardır: Theophrastus, sonra Themistius ve onun
dışındakiler ile İskender ve bunu elde eden bir kaç kişinin görüşü. llki, kendisinde
yargı için zarurilik veya imkan kipi zikredilmemiş olandır. Aksine mutlak kılınmıştır.
Böylece yargının zaruri olarak ve zaruri olmayarak yani sürekli olmaksızın mevcut
olması mümkün olur. Bu Filozofun4 mutlaklık konusundaki görüşüne uzak
değildir. Ki Filozof, iki tümelin mutlak ve doğru olarak olumlu ve olumsuz olmasını
onaylar. Şu sözün gibi: "Her at uyur. At olanlardan uyuyan yoktur." Böylece mutlakolumlu
tümel yargıdan mutlak-olumsuz, tümel yargıya geçilir. Bu görüş sahipleri,
bunun mümkün ama zorunlu olmadığı görüşündedirler. Çünkü Filozof, mutlaklar
hakkında bunun mümkün olmadığı, aksine daima zaruri olan örnekler getirebilir.
tkinci görüş sahipleri ise, İskender ve geç dönemde bunları elde eden ve bu konuda
güçlü olan birkaç kişi, bu naklin mutlakta zorunlu olduğu ve mudağın yargısında
ilk iki kipten sonra zikredilen dört kipten biri hariç zarurilik olmadığı görüşündedirler.
Mutlak, onlara göre adeta kendisinde yargı bulunandır ve yargıda bulunulanın
zatı mevcut olduğu sürece olup, sürekli olması zorunlu değildir. Aksine
belirli bir vakitte bulunur. Bu vaktin, kendisini niteleyen şeyle
Cömert olanların imana kavuşması hep kolay olmuştur. Cimrilerinse imanı koruması çok zor olmuştur. Bu kriter çok enteresan. O yüzden insan korkuyor ve düşünüyor; ben cömert miyim, cimri miyim?..
Sayfa 104 - Profil Kitap, 13. Baskı: Ekim 2024·Kitabı okudu
“Gizli. Herkesin içinde gizli, içi boş bir yer vardır ve ölmeden hemen önce oraya giderler. Dışarıdan göremezdiniz. Ama yankıyı duyabilirdiniz. O hızlandırılmış hâli. Tonya buna birkaç kez tanık olmuştu. Annesi öldüğünde. Küçük Fedya’da. Yankı kulaklarınıza ulaştığında kaynağı çoktan gitmiş olurdu. Lena da gitmişti.”
Biz insanlar ne kadar basitiz. ne kadar âciziz ki hicbir şeyi kavbetmeden özlemeyiz Bir şeyi veya bir kişiyi özleyebilmek için ondan uzak
olmamız gerektiğini kim söyledi? Özlemenin görmemekle alakası vok, orada olmamakla alakası yok
Bazen her şeyi ve herkesi özlemen gerekir Kendi ellerine bakıp onlari ne kadar özlediğini söylemelisin. Bazen çevrendeki insanların karşısına oturup gözlerinin içine bakmalısın ve " Sizi özledim, demelisin. Iste o zaman onların iyiliğini ve kötülüğünü kabul edersin İşte o zaman hiçbir şeye ve hiç kimseye darılmazsın.
Bazen sana ait olan yaraları da sana ait olmayan yaraları da özlersin. İste o zaman biz insanların kendimizden başka hiçbir şeyimizin olmadığını ve birbirimizin elinden tutup şunu söylemek zorunda olduğumuzu anlıyorsun
"Istediğin gibi ol ama kal. '" Bazen hayatta gözlerini kapatıp uzak zamanları düşünmen gerekir. Yüzyıl sonra, hatta bin yıl sonra.... Benden senden hiç kimseden hiçbir izimizin kalmadığı; hiçbirimizin en ufak bir hatırasının, en ufak bir işaretinin kalmadığını günlere... Her sey sessiz. Ne sen varsin ne kardeslerir ne anne baban ne komsuların ne dostların ne arkadaslarır ne düsmanların ne de tanıdığin ve tanımadığın kişiler. Üzücü, değil mi? Birini özlüyorsun, değil mi?
Şimdi gözlerini aç, Herkes orada. Yabancılar orada. Hiç tanımadığın tüm insanlar bile orada. Herkes orada O yüzden üzülme. Çünki ihtiyacın olan her sey, iyisiyle kötüsüyle var. Ama bu sefer "iyi" ve "kötü olmak artik senin için bir kriter değil. Önemli olan. onların varlığını. Ve bir şeyi sonsuza kadar kaybetmediğin sürece bunu asla bilemeyeceksin.
Olmak en değerli şey. Bahçenin köşesinde halının üzerinde oturup şeker kıran annenin olması gibi,çuval bağlayan babanın olması gibi.
Geleneği sürdüren unsur taklittir. Taklitte akılcı kriter aranmaz. Akılcı düşünce, körü körüne taklidi reddeder, delil ister. Bu yüzden taklide dayalı gelenek, aklın işletilmesine hoş bakmaz.