Sultan Murad, yeniçeri ve sipahiyi hükmü altına soktuktan, sonra İran'a karşı Revan seferine çıkmadan (1635 baharı) Abaza Mehmed Paşa'yı ortadan kaldırma gereğini anladı. Abaza, II. Osman'ın katlinde kapıkullarına karşı uzun mücadelesiyle halk arasında bir kahraman mertebesine erişmişti. Yiğit, yakışıklı, giyiminde gösterişliydi. Bosna beylerbeyliğine atanmıştı. Oradan yanına çağırdı; musahib-nedîm pâyesi vererek yanında bulundurdu. Vakanüvis'in tasvirine göre," "Abaza Paşa nefsinde yarar ve bahadır ve şekl ü şemâyili güzel adam olup libâs, kisve ve destârda lâtîf" buluşları vardır, "etvâr-i levendânesi tab'-i pâdişahîye hoş" geliyordu. Abaza pâdişahı kendine o kadar bağlamıştı ki, Sultan Murad ne zaman atıyla seyre çıksa, "haber alıp yoluna çıkar bile [beraber] giderler idi." Bir an ayrılmazlardı. Abaza halk arasında da gözdeydi. "Abaza kesimi kaftan ve Abazalı kavuk ve at takımı moda olmuştu. Revan seferine hazırlanan Sultan Murad'a Abaza, o taraf yollarını iyi bildiğini söylüyordu. Veziriâzam Bayram Paşa, pâdişahın yakını silâhdâr ağa ve Şeyhülislâm Yahya Efendi, Abaza'nın sultana bu derece yakınlığını iyi görmüyorlardı. Onun pâdişaha yakınlığını kullanarak rüşvet alma gibi hareketlerini dikkatle izliyorlardı. Abaza'nın şöhreti, IV. Murad'ı da düşündürüyordu. Abaza'nın emrinde sekbanlardan bir yandaş grubu vardı. Sultan Murad, Abaza'yı ortadan kaldırmayı düşünmeye başladı, bir bahane buldu. Bir gezinti sırasında yanında kılıç taşıdığı ortaya çıktı, bu yasaktı. Abaza da rahatsız oldu. Onun 40, 50 adamıyla Anadolu'ya kaçmayı düşündüğü kuşkusu yayıldı. Sultan iyice kaygılanmaya başladı. Onu bertaraf etmek için delil bulundu. Ermeni cemaati ile Rumlar arasında Kudüs'te Kamâme Kilisesi için kavga çıktığında Ermeniler, sultanın yakını Abaza'yı kullanmak istediler ve
Sayfa 219 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Kimi yedı kat yerin dibine batmıştır
Yavaş yavaş çiseleyen yaz yağmuru Babil'dir
Lüt şehri ansızın gelen gök sesidir
Bardaktan boşanan İsken deriye' dir
Isparta bir güz kırağısı Kudüs bitmeyen bir kış
Roma her şimşek çakışında bir kere daha yakılır
Atina'yı bir lodos çizer ufuklara
Sonra birden silinir ters dönmüş bir fırtınayla
Bir boğa rüzgarıyla sabahın lambası bir poyrazla
Nuh şehri boğulmuştur
O kurtaran geminin enkazı yoktur
Çünkü o gemi ölmemiştir
Bir şelale üstündedir sağdır dipdiridir
Bir yay gibi yeni bir çağa gerilmiş
Bir tufan öncesinin telaşı içindedir
Üflenecek Sür için kulağı kiriştedir
Her deprem ölü bir şehrin öfkesidir
Zavallı bir diriliş girişimidir
Eski olan kendini yapmak için
Yeninin düzgün taşlarını devirir
Böylece gündüz bir kere daha taşların altında kalır
Afrod it' in heykeli tam ortasından biçilir
Putlar öğlenin yüksek fırınında erir
Bir mangal dolusu kül haline gelir
Her deprem sanki muzip bir tarihçınin işidir"
At doğnıldu başını daha dik tuttu
Adam doğruldu atın ipini tuttu
Gün doğruldu doğu kubbelerini tuttu
Ve humma yeli üfürdü atlı adamı güneşle birlikte
Senin öminde kaldı yalnız uçsuz bir yol ve bucaksız bir ülke
(1966)
“Orta Çağ Avrupa’sında hac, yalnızca bireysel dindarlığın bir tezahürü değil, aynı zamanda siyasal iktidarın meşruiyet üretiminde kullandığı en güçlü sembolik araçlardan biriydi. (…) Papalık, haccı evrensel Hristiyanlık bilincini pekiştiren bir araç olarak kullandı. Roma, Kudüs ve Santiago de Compostela dibi merkezler, yalnızca kutsal mekânlar değil, Papalık otoritesinin coğrafi izdüşümleri hâline geldi.”
Beni lsrail kardeşler, bilirim, Türkleri çok seversiniz. Duanıza teşekkürler ederim. Mütareke zamanında bizi aşağılamakta Rumlardan, Ermenilerden aşağı kalmadınız. Dragonlu bayrağınızı açarak izci alayları çıkardınız. Sokak sokak dolaştırdınız.. Nutuklar verdiniz. Gazetelerinizde bize karşı yazılar yazdınız. Türkün cifesinden pay almaya kalktınız. Ermeniler, Türkiye'nin doğusunda boydan boya hayali bir Ermenistan kurarken, Yunan vahşi ordularıyle onun ciğergahını çiğnerken siz de Kudüs'ü başkent yaparak Filistin'de bir Yahudi hükümeti doğurmak istediniz. İspanya'da saraylar yaptınız durdunuz. Bakınız hep enseleriniz birer kurt boynuna benziyor. Hastalıktan ölümden ödünüz kopuyor.
Asalak yaşadığınız bir memlekette ev sahibinden daha tok, daha gönençlisiniz. Açlıktan ölen, intiharı düşünen Türktür. Zevkinize bakınız. Ama bu iş böyle gitmeyecek. Bugün ellerinizde ki bütün dalavere kaynaklarını kurutacağız. Sahibi malının başına geçecek. Siz onun uşaklığını edeceksiniz. Gerçek yerinize ineceksiniz.
Problemi doğuran sebeplere kafa yormadığımızda ve meselenin nasıl düğümlendiğini anlamaya çalışmadığımızda, durmadan problemi tarif ve tasvir edip şikâyetlendiğimiz bir kısır döngü ortaya çıkar.
Siyonistler sadece slogan atarak ya da hayal kurarak bu aşamaya gelmediler. Bizim de sadece slogan atarak ve hayal kurarak alabileceğimiz herhangi bir mesafe yok.