Ahmet Erhan... Kendi kendime kalemini anlatmaya açıyorum kalemimi, tükenmezi tükeniyor mürekkebin. 3.kez okuyorum mısralarını, küfem sırtımda, ağır geliyor duyguları... Düşün ki Ahmet Arif'i taşıdı bu küfe, Neyzen'i ney deyü çaldı, belki Aziz Nesin'de durakladı amma geçti nice şairleri kalemin, gözümün elifinden süzülen suskun öfkelerde durakladı şiirlerin...
Hz Alinin duası Özlem Koyun Özlem Koyun "Nerede senin kılıcın?" "Benim kılıcım sözlerimdir. Taşla vurana aşkla vurmak lazım, kılıçla değil." Böyle Göçtü Zerdüşt Farhad Kishvery Özlem Koyun Özlem Koyun İbni Mülcemin elinde batılın hançeri vardı sordular ey mülcem senin hakikatin ve hedefin nedir cevap verdi cevap verince küfede yaptırdığı acem hançeri elinden düştü pantolonun kuşağı çözüldü hançeri ne zaman eline alsa elinden kayıyordu kimi insan böyleydi duası kabul edilmiyor  eline gül alsa o gül niyeti bozuk insanın elinde kendini taşa çeviriyordu pantolunu düzelten ibni mülcem alnını sildi düşen pantolonu son anda tutmuş ve gafil ceberrut şunu diyordu elindeki hançeri sivrilterek ebu ziya son anda kurtulduk halkın önünde rezil olmaktan ebu ziya peki kimin önünde rezil olduğunu hiç düşündünmü diye sordu Hz Ali ise Necefte oğlu Hz Hasan ve Hz Hüseyin iki peygamber çiçeği ile Necefte namaza durmuş cemaatin lider ve imamı olarak onlara namaz kıldırıyordu Allah kabul etsin ey efendi babam dedi Hz Alinin başında rengini yeşil kubbeden alan yeşil bir sarık vardı evladım dedi sözün hak kılıcın doğruluk ise savaşı kazanırsın sana taşla vurana sen aşkla vur diyerek Necef halkına savaş için değil aşk için dua edelim diyerek ey Rabbim duasına başladı seferlerin yolunu senden uzaklaştırma kılıcımızı sözümüzü batılı karşısında keskin eyle ey Rabbimiz ibretler veren sabırla yol gösteren sensin  hamd olsun Zaman nasıl kullanılır Zamanını boşa geçirmiş olmanın pişmanlığından daha büyük bir pişmanlık yoktur. Decameron Giovanni Boccaccio Özlem Koyun Özlem Koyun Pişmanlıktan ve boşa geçen zamanın şerrinden Cenabı Hakka sığınırım diyen Hz Alinin duasına necef halkı hep birlikte amin dedi Cenabı Haktan cihad ve kıyam ile geçen kahraman efendimiz SAV in ömrü gibi zaman dilerim diyen Hz
Din
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
TÜM ZAMANLARIN EN ÇOK BEĞENİ ALAN METİN SEVİL YAZISI: (DİNİ HURAFESİZ YAŞAMAK KİTABIMDAN) HAREZM’İN SIFIRI Bin yıl önceki Müslüman bilginlerin ilimde ulaştıkları seviyelerden, buluşlarından bahsediyoruz. Harezmi’den, Biruni’den, Farabi’den, İbn Sina’dan dem vuruyor, övünüyoruz. Utanmamız gerekirken!.. Bu buluşlardan bir tanesi de Harezmi’nin (Ö: 850) sıfırıdır, yani bildiğimiz matematikteki sıfırı bu Müslüman bilgin bulmuştur. Tıpta, astromide, matematikte daha nice çağlara ışık tutan buluşlar o devirlerde yaşamış Müslüman bilginlerin eseridir. Peki ne oldu da şimdi böyle oldu, sonrasında bir arpa boyu bile yol alamadık, gavurlar bizi koydu da geçti? H. 5.-6. Asırlarda öve öve bitiremediğimiz tasavvuf ve tarikat oluşumlarının ortaya çıkmasıyla başladı her şey bence. İslam ümmeti mistizmin engin dehlizlerinde boğuldukça boğuldu. Evliya masallarını, keşfi açık keramet sahibi büyüklerin hallerini dinledikçe kendinden geçti. Bedava, kolay, kestirme cennet yollarını aramaya başladı/önüne konuldu.. Allah’ın kitabının yerine Mesvnevi’yi, İhya’yı, Kimyayı Saadet’i, Mektubat’ı, Saadet-i Ebediyye’yi, Marifetname’yi, Kara Davut’u vs. başucu kitabı yaptı. Ee hal böyle olunca da Allah “..Dünyadan da nasibini unutma..” (28/77) dese de bu kitaplarda fazileti övüle övüle bitirilemeyen “ZÜHD” kavramına aklı daha çok yattı. Hatta Allah böyle dese de bu kitaplarda ve zamanın ilim merkezleri Bağdat, Kufe, Semerkand, Basra vs.de alimler acaba beyaz undan buğday ekmeğini arpa ekmeğine tercih edenin zahidliği düşer mi diye tartıştı. Kimi önemli eserlerde "dünyaya tuvalet gibi bakılmalıdır, sadece zaruret miktarınca ilgilenilmelidir, bunun haricinde hemen yüz çevirilmelidir", “Dünya bir leştir, taliplisi köpeklerdir” diye yazıldı. “Kafirlere gücünüz yettiğince kuvvet ve savaş
Muhasebe
Biraz önce, belki de hayatımın seyrini kökten değiştirecek bir niyet eşiği ve ciddi bir kararla karşı karşıya kaldım; uzun zamandır Bursa’ya kesin dönüş fikrindeyken son birkaç ayda bu düşüncemden vazgeçmiştim, ancak bugün gelen bir telefonla iş hayatımı yeniden Bursa’ya çevirme fırsatı önüme sunuldu. Sırtında henüz dünya yükü ve mesuliyet küfesi yokken, teklif gelse de gitsem diyerek konfor alanından konuşmak kolaydır; fakat imkan ayaklarımın önüne serilip o küfe bizzat sırtıma bindiğinde karar almak, insanı sınandığı yerden vuran asıl çetin imtihandır. Meseleye psikolojik ve varoluşçu bir ferasetle baktığımda, bu durumun uyandırdığı kaygı insan olmanın temel açmazlarından biridir; zira beyin, tecrübe edilmemiş yeni bir durumla karşılaştığında elinde işlenmiş bir veri bulamaz ve tecrübe edilmemiş bir alana girmek, cüz-i iradeyle radikal bir seçim yapmak demektir. Eğer bireyin içsel dünyasında güvenli nesne tasarımı zayıf ve kendilik yapısı kırılgansa; hayatın karşısına çıkardığı bu yeni adım, çocukluktaki arkasında kimse yokken tek başına yabancı bir odada kalma terk edilmişlik hissini tetikler; çünkü kişi, başarısızlık, yetersizlik veya kusurluluk ihtimallerini barındıran bilinmezin içinde ruhsal olarak parçalanacağını ve narsisistik bir yaralanma alacağını hissederek tecrübesiz olduğu o karanlıktan fıtraten korkar. Oysa insan, tecrübe etmediği bu belirsizlik dehlizinden ancak elinden tutan güvenli bir eşlikçiyle, yani zamandan ve mekândan münezzeh olan Cenab-ı Hakk’ın mutlak emniyetine sığınarak geçebilir; nitekim kalbi ve iradeyi teskin edecek yegane melce, Şüphesiz Rabbim, dosdoğru bir yol üzerinedir ve Eğer hükmedecek olursan, aralarında adaletle hükmet; şüphesiz Allah, adil olanları sever ayetlerinin vaadidir. Nihayetinde, tevekkül zırhıyla atılacak bu ilk adım
1000Kitap
Kendimi acımaya mı getiriyorum hayatı? Her seferinde aynı başlangıç mı? Mesafeler çoğaldıkça meraklıyım, Kendimi anlatmaya. Nankörüm böyle bakınca. Yakınlık mutsuzluğa davetiye, Deli sızı saklı bir küfe. Bardağın içine konuşmak ama İpin ucunda kimseyi bulamamak. Sonra kendi uzantılarım doğuyor sırayla Ezildiğim taraf değişmez duruyor hala. -ş
Duygu ve Düşünce
Kimsenin gece uyumadan önce merak ettiği kişisi değilsin. Kimsenin "ben onsuz yapamam," dediği kişi değilsin. Kolay vazgeçilenlerdensin; hiç tereddütsüz sırtlarını dönüp gidebiliyorlar. Arkalarında ne bıraktıklarını çok da umursamadan kendi yaşamlarının o şaşaalı gürültüsüne katılabiliyorlar. Sen yine o koyu sessizlikle yalnız kalıyorsun. Bu hikâyenin, eve omuzları düşük dönen kişisi sensin. Dünya sırtında bir küfe ağırlaştıkça ağırlaşıyor. Kimse, "dur, sana omuz vereyim" demiyor. El mecbur taşıyacaksın. Bazen durup dinlene, bazen o yükün altında ezile ezile. Belki zaman geçtikçe alışırsın, belki de yolun sonunda güzel bir yere varırsın. Sana da gülümseyen bir yazgı yazılır elbet…