Yaz gelince herkes deniz kıyılarına koşuşurken, üşüşürken dağ başında bir köye göçüyorum. Köyden denizi görüyorum. Dalgalar evimin duvarına vursun, bütün bu kumsal benim olsun, ben balkondan ayağımı denize sallayayayım görgüsüzlüğünde değilim. Çocukken bütün kumsallar ve denizler ve dalgalar benimdi zaten. Kumdan kaleler, şatolar yapıyordum, tapusuz, kadastrosuz. Dalgalar gelip yıkıyordu kalemi, şatomu. Dalgalardan davacı olmuyordum.
📚🔔 Tatil zili çaldı!
Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞
Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Yaz ayları gelince denize gümüş göğüslü sevgililer girip İskender gibi cesaretle yüzerler. Halk kum gibi üşüştüğü için oranın denizine de Kumsal denilmiştir. Güzeller deniz kenarına geldikleri zaman âşıklar da kale burçlarına ve bedenlerine dolarlar. Onları suyun içinde görenler güller bırakılmış sanır. Sevgililer gülümseyerek gelir, denizde sohbet ederler. Her perinin arkadaşı bir melek yüzlüdür, aralarından su sızmaz. Gemiler denizde âşıklarla beklerken uzun boylu güzeller de suda bellerinden ayaklarına kadar zebercede dönmüş gibi dururlar.
Gün doğumu mükemmeldi bir kar tanesi çiy tanesi bulut ..Ama bunlarin oluşmasında bile bazı kusurların etkisi vardır fırtınalar kopmuştu ve o Kumsal öyle oluşmuştu.Bugün mükemmel olan bir şey önceden ve sonradan olmayabilir..
Büyükada’daki “dil”in(dil burnu) yanında, çam ağaçlarının ve ormanın ortasındaki kumsalı keşfedip kullanıma açan kahvecinin adı Yorgulis’ti. Kumsal onun adıyla Yorguli olarak anılmaya başlamış hatta savaşta Almanlar burada İstanbul’un gördüğü ilk kadınla erkekli deniz banyolarını yaptıklarından meşhur olmuştu. Bu mesele bir dönem bütün İstanbul halkını sarsmıştı.