Hiçbir vakit gelmeyecek olan ruhunun eşini bekleyen budala kız!
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 46. kitabı
·
24 saatte okudu
·
Okunma: 13 Mayıs 2026 20:48
Halide Edip gerek edebi kişiliği gerekse özel hayatı çerçevesinde sevdiğim, kalemine saygı duyduğum, kitaplarını beğendiğim bir yazar. Hayatının bir döneminde kadın haklarını savunurken yazıdğı yazılar yüzünden geniş çevrelerce dışlanmış... Yine hayatının bir döneminde savaş vakti hastanelerde çalışmış... Herkesin hayatında inişler çıkışlar olur. Halide Edip özel hayatıyla tam bu minvalde birisi. Yeniden belirteceğim gibi kalemine ayrıca hayranlık duyarım. Kitaplarında eski Türkçe, Arapça -Farsça çok fazla kelime kullanır. Bu da anlaşılmasını ve akıcı okunmasını zorlaştırır. Belkide böylece seçkin bir okuyucu kitlesi vardır kim bilir... Ben ziyadesiyle seviyorum. Eski kelimelere aşinalığınız, kulak dolgunluğunuz varsa okuyanı yormaz diyebilirim, hatta değişik bir haz uyandırır. Benim yazardan okuduğum ilk kitap bu değil, muhtemeldir ki son da olmayacak... Daha evvel ayıla bayıla okuduğum Kalp Ağrısı , Zeyno'nun Oğlu , Âkile Hanım Sokağı , Sevda Sokağı Komedyası ve İstanbul'da Bir Yabancı eserlerinden sonra sıra Harap Mabetler'e geldi. Öznel olarak beğendim, nesnel olarak anlaşılması zor buldum. Kitap 19 farklı bölümden oluşuyor. Bölümlerin bazıları mensur şiir formatında bazıları hikaye şeklinde bizlere sunulmuş. 9 tane mensur şiir, 10 tane birbirinden güzel hikayesi var Halideciğimin... Orijinalinde Osmanlı Türkçesi ile yazılmış olan kitapta oldukça fazla yabancı kelime var. En basitiyle bir örnek bırakacak olursam, "Dünyayla revabıtım kesildiği zamanları çok severim. Gözlerim ziyalara, kulaklarım sedalara tıkalı, mevcudiyetim bütün temaslardan uzak, yalnızca yaşarım."(s.45) cümlede anlamı bilinmeyen kelimeler olmasına rağmen anlam öyle derin ve hisli ki, zorlayıcı kelimeler olsa bile okurken estetik bir haz veriyor. Bu açıdan kitabın genelinde duygu yoğunluğu her hikaye özelinde çok güzel verilmiş.
Harap MabetlerHalide Edib Adıvar · Can Yayınları · 2020138 okunma
10/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 13. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 25 Şubat 2026 00:00
“Budala mıyım kötü bir insan mıyım, bilmiyorum; bildiğim bir şey var: Ben belki de ondan daha çok acınacak bir haldeyim. Şu anlamsız dünya ruhumu bozmuş; kafam tedirgin, yüreğim doymak bilmiyor; hiçbir şeyle yetinmiyorum; zevke nasıl alıştıysam acıya da öyle alışıyorum, hayatım gittikçe boşalıyor; bir tek çare kaldı benim için: yolculuk etmek.” Bencilliğin, bu dünyaya olan isteksizliğin, kötülüğün, garip tutkuların kitabı Zamanımızın Bir Kahramanı. Kahraman dediğine bakmayın, büyük bir ironi. Yazar da bunu söylemekten geri kalmıyor zaten. Henüz 27 yaşında bir düelloda hayatını kaybeden Mihail Lermontov, yazabildiği tek romanıyla bence en iyi yazarlar arasına girmiş. Eğer paylaştığım önsözü okursanız, eminim siz de benimle aynı şeyi düşüneceksinizdir. Kitap 2 bölümden ibaret. İlk bölümde yazarın bir yolculuk esnasında kitabın kahramanı olan Peçorin'i onu tanıyan bir yüzbaşının ağzından dinliyoruz. İkinci bölümde ise yüzbaşı Peçorin'e ait mektupları, günlükleri yazara verip, onları istediği gibi kullanabileceğini söylediği için, yazar da bunları Peçorin'in Günlüğü şeklinde bize tarih tarih sunmuş. Kitabın en can alıcı kısmı burasıydı işte. Peçorin meğerse karanlıklar prensiymiş. Tanıdığı her kadında yara açan, bu yarayla alay eden, kötülükten belki beslenen belki de üzüntü duyan ama üzüntüsü uzun sürmeyen birisi. Dostluk, arkadaşlık, aşk, sevmek kavramları onun için karanlıktan ibaret. Ona bu duygularla yaklaşmak da imkansızdan öte... Çok detaya girersem kitabı anlatmak zorunda kalacağım o yüzden ben susuyorum alıntılar konuşsun :) İkinci bölümde hiç Rus edebiyatı okuyor gibi hissetmedim, Fransız edebiyatı kokusu buram buram esiyordu. Bunda dün gece paylaştığım vampir videosunun da etkisi var sanırım, çünkü Peçorin'in bir vampirden farkı yoktu. Belki kan
Alıntı
Zamanımızın Bir KahramanıMihail Yuryeviç Lermontov · Can Yayınları · 20205,5bin okunma
Reklam
Japon Edebiyatı’na başlangıç kitabım
9/10
·96 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 30 Mart 2026 22:59
Bir arkadaşımın bana doğum günü hediyesi olarak 2 Japon Edebiyatı kitabı vermesiyle başladı Japon Edebiyatı’na girişim. Öncelikle söylemeliyim ki bu kitabı “hadi olay olsun” diye okursanız hayal kırıklığı yaşarsınız. Fakat “bakalım bana ne hissettirecek” diye okursanız çok seversiniz. Kedi Ofisi kitabı 6 öyküden oluşan hem masalsı hem de iğneleyici bir kitaptı. Öykülerden en çok “Kenjū Park Korusu” ile “Çok İstek Lokantası” öykülerini beğendim. Kenjū’nun öyküsü aslında tam bir "sabır ve karşılıksız iyilik" manifestosuydu. Çevredekiler Kenjū ile dalga geçerken, o ağaç dikiyordu. İnsanlar genelde kısa vadeli kârın peşinden koşar ama Kenjū, yüzyıllar boyu sürecek bir gölge bıraktı ardında. İyiliğin geç fark edilmesi, değerin yoklukla anlaşılması üzerine güzel bir öyküydü. Çok İstek Lokantası ise tam bir kara mizah şaheseriydi. Şehirli, kibirli avcılar doğayı ve hayvanları küçümseyerek bir restorana giriyorlar ama açgözlülükleri, kibirleri ve saflıkları yüzünden bambaşka bir şeyle karşılaşıyorlar. Güzel, ders niteliğindeydi öykü. Kısaca; hayvanların, doğanın ve budala sanılan insanların dünyasına davet ediyor bu kitap bizi. İlk bakışta birer çocuk masalı gibi duran bu öyküler, aslında ayrımcılık, kibir, doğa katliamı ve sarsılmaz bir iyilik arayışına dair sert gerçekleri barındırıyordu. Eğer illa kusur bulacaksak da şunu derim: Bazı öyküler fazla basit kalabiliyordu. Derinlik her öyküde aynı değildi maalesef. Yani bazıları çok vuruyor, bazıları ise “eh” dedirtiyor. Toparlarsak Japon Edebiyatı genelde daha az kelimeyle daha büyük duygular hissettirmeyi seven bir edebiyatmış. Genel anlamda çok sevdim ve devamı gelecek bu edebiyatın kitaplarının. :)
Edebiyat
Kedi OfisiKenji Miyazawa · Tokyo Manga Yayınları · 2025122 okunma
10/10
·779 syf.··
Beğendi
·
2024 46. kitabı
·
49 günde okudu
·
Okunma: 29 Eylül 2024 22:52
Budala: Masumiyetin ve Toplumun Çatışması Giriş Fyodor Dostoyevski’nin en önemli eserlerinden biri olan Budala, insan doğasını, ahlakı ve toplumun ikiyüzlülüğünü derinlemesine ele alan bir romandır. Eserin merkezinde yer alan Prens Mışkin, saf, iyi niyetli ve dürüst bir karakter olarak toplumun yozlaşmış yapısıyla karşı karşıya gelir. Ana Bölüm 1. Masumiyet ve Saflık Prens Mışkin, romanda “budala” olarak görülse de aslında saf iyiliğin temsilidir. Onun dürüstlüğü ve merhameti, çıkar ilişkileri üzerine kurulu toplumda bir zayıflık olarak algılanır. Bu durum, gerçek iyiliğin modern dünyada nasıl yanlış anlaşıldığını gösterir. 2. Toplumsal Eleştiri Dostoyevski, aristokrat çevreleri ve insan ilişkilerindeki yapaylığı eleştirir. İnsanların çıkarcı, ikiyüzlü ve yüzeysel tavırları, Mışkin’in saflığıyla daha da belirgin hâle gelir. Roman, toplumun ahlaki çöküşünü gözler önüne serer. 3. Aşk, Tutku ve Trajedi Eserde aşk, huzur veren bir duygu olmaktan ziyade çoğu zaman yıkıcı bir güç olarak karşımıza çıkar. Karakterler arasındaki ilişkiler, kıskançlık, tutku ve acı ile şekillenir. Bu da romanın dramatik yapısını güçlendirir. 4. Psikolojik Derinlik Dostoyevski’nin en güçlü yönlerinden biri olan psikolojik çözümlemeler, bu eserde de kendini gösterir. Karakterlerin iç dünyaları, çelişkileri ve duygusal kırılmaları detaylı bir şekilde işlenir. Sonuç Budala, insanın iç dünyasını, toplumun yapısını ve iyilik kavramını sorgulayan güçlü bir eserdir. Fyodor Dostoyevski, bu romanında okuyucuya şu soruyu yöneltir: “Gerçekten iyi olmak, bu dünyada bir zayıflık mıdır?” Eser, hem felsefi hem de psikolojik derinliğiyle dünya edebiyatının en önemli yapıtları arasında yer alır.
BudalaFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 201231,5bin okunma
Aglamaktan içim çıktı...
10/10
·304 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
1 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 00:00
Ben bu kitabı cok sevdim. Su ara asiri fazla fantastik okudum ve araya bunu sıkıştırdigim o kadar iui oldu ki. Zaten 2 saatte okudum tek oturusta cok guzeldi be Beni tanıyanlar bilir benim abla kardesli hikayelere zaten zaafim var. Kendimde iki kiz ablasiyim ve bunu o kadar cok seviyoeumki... Anne yarisi ithaminin teyzeden alinip ablaya verilmesi taraftariyimmda neysee. Kitabimiz Maudie adinda bir kizin babasi öldükten, anneside onu kardesiyle birlikte yanliz birakmasindan sonra yasadiklarni anlatiyor. Maudienin kardesi özel bir birey, öğrenme güçlüğü cekiyor. Kitabin bölümleri baya kisa. Hem Maudie hemde kardesi Jackin gözünden anlatılıyor. Cok tatli bit hikaye. Karakterleri olsun her ne kadar uzucu olsada konusu olsun asiri tatliydi. Benim favori kararkterim liv oldu. Liv kızımızın en yakin arkadaşı ve tahmin edebileceginiz en iyi arkadas olabilir. Her kosulda Maudie yi desteklemesi hatta bir alinti var O KADAR TATLI BIRISI KI. Biraz daha olay örgüsünden bahsedeyim Simdi bizim kizin annesi kacinca(bunada asagida degincem) Kizin teyzesi eve jacki ozel bakim merkezine birakiyor. VE MAUDIEDEN HABERSIZ. Kitapta en sinir olduğum kisiydi de her neyse.Maudie de bu konudan hic hosnut degil dogal olarak. Liv ile plan yapiyorlar ve bir sekilde jacki ordan alip otobüse biniyorlar. Liv gelemiyor ama her zaman maudie den haber alıyor haber veriyor. Biz bir sekil deniz kenari bir yere varıyoruz ve orda bize yardimci olan- yanlis hatirlamiyorsam- Brad adinda bir adam var. Onunda bir yeğeni var. Yeğeni Geren da baya yardimci oluyor. Ve Allahın işi bunlar asik oluyorlarr.Geren jacke o kadar iyi davraniyor ki. O yerleri kendiniz okuyun isterim o yüzden fazla bahsetmiyum. -Maudie nin annesi Ben kadina tamamen kizamiyorum çünkü düşününce oda hakli. Esini kaybetmis oglu ona zor zamanlar
Dünya Fark EtmedenMel Darbon · Yuzu Kitap · 202516 okunma
Mesele “belki” ihtimalidir.
Puan vermedi·177 syf.·
2026 13. kitabı
7.5/10 Selam herkesee :) “Kumarbaz”, sadece bir kumar hikâyesi değil; insanın tutkularıyla, zaaflarıyla ve kendi kendine koyduğu sınırlarla mücadelesinin edebî bir yansıması. Dostoyevski’nin kendi yaşam deneyimlerinden süzülen eser, okuyucuya hem psikolojik bir derinlik hem de felsefi sorgulamalar sunuyor. Kitap boyunca ana karakterin kumar masasında yaşadığı iniş çıkışlar, aslında insanın kendi iç dünyasındaki karmaşanın bir metaforu gibi. Her kazanış bir kısa süreli zafer; her kayıp, kendi sınırlarını fark etmenin acı gerçeği. Dostoyevski, burjuva toplumunun, aşkın, para arzularının ve insan doğasının çatışmasını ustalıkla aktarırken, okuru kendi iç hesaplaşmasına davet ediyor. Bu Kitap Bana Neyi Çağrıştırdı: • İnsan doğasının kendi kendine açtığı kumar masası: Hayatta hep riskler var, kazanç ve kayıp her zaman yan yana. • Tutku ile akıl arasındaki sonsuz mücadeleyi; her seçim, bir tür kendi sınavımız. • Küçük zaferlerin geçici, kayıpların kalıcı etkisini, hayatın kırılgan dengelerini. “Kumarbaz”, felsefi bir ayna gibi; hem kendimize bakmamızı hem de insan olmanın karmaşıklığını anlamamızı sağlıyor. Ve belki de en çarpıcı ders: Hiçbir kazanış, kaybedilen aklı geri getiremez. •Aleksey, her zaman kazanma umudunu elinde tutan, kendini hem aşkta hem kumarda sürekli bir ihtimale sığınarak sınayan biri. Kitap boyunca kazansa da kaybetse de, son sayfalarda bile hâlâ bir beklenti içindedir. Hayat, onun için her zaman bir sonraki kazanışta mutluluğu aramak demektir; bu, insanın kendi umutlarıyla oynadığı en büyük kumardır. •Polina, Aleksey’e karşı karmaşık duygular besleyen karakter. Onun varlığı, Aleksey’in tutkularını ve zaaflarını besler, ama Polina da kendi sınırlarını ve beklentilerini taşır. Bu ikili, aşkın da bir tür kumar olduğunu gösterir; kazanabileceğini
KumarbazFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202388,5bin okunma
Reklam
Reklam