Adalet 29 yaşında yalnız bir kadın. Kitap, Adalet’in öleceğini öğrenmesi ve hastane süreci ile başlıyor. Başına gelen bu amansız durumu bir sebebe bağlama ihtiyacı duyan karakterimiz, kendi geçmişine dönerek "ilk elmayı nerede ısırdığını", yani ilk günahının izini sürmeye başlıyor. Bu varoluşsal hesaplaşma onu çocukluk yıllarında mahalleden arkadaşı olan Mahsun’a ulaşma ihtiyacı hissettiyor. Tabii en yakın arkadaşı Hülya ile beraber. Günübirlik olarak çıkılan yol, yıllar içinde değişen adresler nedeniyle uzuyor ve bir de yolculuğa Sadi Seber adında bir adam katılıyor…
Kitapta Adalet’in çocukluğuna, ailesine ve kendi iç dünyasına dair anlatılar yer alıyor. Anlatıcı zaten kendisi. Annesi tarafından sevgisiz büyütülen bir kız çocuğu, yetişkin olduğunda da görmediği sevgiyi haliyle başkalarına da veremiyor. Duyguların da tıpkı davranışlar gibi öğrenildiğini hatırlatan bu eserde Adalet, hastalığına dek kimseye gerçek anlamda "dokunmadan" yaşamış bir kadın. Fiziksel ve duygusal hatta en çok duygusal olarak… Susarak, gördüğümüzü görmezlikten gelerek yitiriyoruz bir çok şeyi. Adalet de bununla mücadele etmeye çalışıyor. Atağa geçmeye çalışıyor buna karşı, çıktığı bu yolculuk da bunun en büyük kanıtı. İçinde sürekli bir kusma hissi, birçok şeye karşı duyulan derin bir iğreti var; fakat bu bir türlü eyleme dökülüp rahatlamaya vesile olamıyor. Ancak öleceği gerçeğiyle yüzleşmesi ve sonrasında yaşamak için yeniden bir şansı olması sanki bir şeyleri düzeltebilirim düşüncesi doğuruyor onda. Bu yüzden yıllardır taşıdığı suçluluk duygusu için bir kırılma anı yaşıyor. Artık bir şeyleri değiştirmenin zamanı gelmedi mi?
İpucu vermemek adına kısa bir olay örgüsünden bahsetmeye çalıştım fakat okuyucu ters köşelere, acabalara, tahmin yürütmelere açık olmalı. Yok ben öyle şeyler