7/10
·132 syf.··
Beğendi
·
2026 7. kitabı
GÜLÜNÇ BİR ADAMIN DÜŞÜ (Novella) FYODOR MİHAYLOVİÇ DOSTOYEVSKİ Şüphe 1821–1881 yılları arasında yaşamış, Rus ve dünya edebiyatının en önemli yazarlarından biri olan Fyodor Mihayloviç Dostoyevski’nin olgunluk döneminde kaleme aldığı Gülünç Bir Adamın Düşü, yazarın insanın ahlaki doğası, özgür iradesi ve sorumluluğu üzerine yoğunlaştığı, fantastik ve felsefi yönü ağır basan bir öyküdür. KONU ve OLAY ÖRGÜSÜ Ruhsal bir bunalım içinde olan öykü kahramanı, yaşamla bağını koparmış ve intiharın eşiğine gelmiştir. Her şeyin anlamsız olduğuna inanır. Bu ruh hâliyle uykuya dalar ve bir rüya görür. Rüyasında, insan ile doğa arasındaki ilişkinin kusursuz olduğu bir dünyaya gider. Bu dünyada: • insanlar, • hayvanlar, • bitkiler birbirleriyle uyum içindedir. Kimse kimseye zarar vermez; yalan, kıskançlık, mülkiyet ve sömürü yoktur. Başlangıçta her şey temiz, günahsız ve ahenklidir. Ancak anlatıcının bu dünyaya gelişiyle birlikte düzen bozulmaya başlar. Zamanla: • kin, • kıskançlık, • paylaşamama, • sömürü, • şiddet ve kan davaları ortaya çıkar. İnsanlar masumiyetlerini yitirir. Bu bozulmayı fark eden insanlar, düzeni yeniden kurmak için ideal sistemler tasarlamaya başlarlar. Başlangıçtaki saf ve uyumlu dönemi “mükemmel zaman” olarak kabul eder, onu bir cennet imgesine dönüştürürler ve yeniden oraya ulaşmayı hedeflerler. Ancak kurulan sistemler, ahlaki özü kaybettikleri için başarısız olur. Bu noktada adam uyanır. ÇÖZÜMLEMEM Uyanışla birlikte anlatıcı, çok önemli bir gerçeği kavrar: İyilik de kötülük de kaderin değil, insanın kendi seçimlerinin ürünüdür.
Gülünç Bir Adamın DüşüFyodor Dostoyevski · Helikopter Yayınları · 20161,937 okunma
Bu nasıl bir kitaptı böyle...
10/10
·238 syf.··
Beğendi
·
2025 18. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 11 Eylül 2025 11:09
Tavsiye üzerine aldığım bu kitap, kitaplığımda uzun süredir duruyordu. Okuduktan sonra niye bu kadar erteledim ki diye sorguladım kendimi. Belki de doğru zaman bu zamandı. İhsan Oktay Anar masal tadında bir roman yazmış. Heleki o giriş cümlesi yok mu? Ulema, cühela ve ehli dubara; ehli namus, ehli işler ve erbab-ı livata rivayet ve ilan, hikayet ve beyan etmişlerdir ki kun-ı Kâinattan 7079 yıl, İsa Mesih'ten 1681 ve Hicretten dahi 1092 yıl sonra, adına Konstantiniye derler tarrakası meşhur bir kent vardı. Burada bahsettiği şey ise benim anladığım kadarıyla; bir zamanlar bilginlerin, cahillerin, üçkağıtçıların, namusluların, içkicilerin, eşcinsellerin yaşadığı, gümbürtüsüyle meşhur İstanbul adında bir kent vardı. Kitap, 17. Yüzyılda Osmanlı Devleti'nin görünmeyen yüzünden bahsediliyor. Kitabı okuduktan sonra Osmanlı Devleti'nin sadece savaşlardan, fetihlerden ibaret olmadığını, bünyesinde barındırdığı toplumların barış içinde yaşaması sağlanmaya çalışırken aslında bunun o kadar da kolay olmadığını fark ediyorsun. Yazar bunu masalsı bi anlatımla okuyucuya aktarmış. İnsanoğlunun kendi içinde yaşadığı karmaşayı ve bu karmaşadan aslında kaçamayacağını, sorgulamanın, düşünmenin kucağına bi şekilde düşeceğini ve bunun sonucunda da bilgiye ulaşabileceğini ama her bilginin de yeni kapılar açtığını ve sonsuzluğu görebiliyoruz. Kitapta gerçek olanla düşü ayırt etmek zor. Sonuç olarakta sanki bi yarım kalmışlık hissi var. Muhtemelen bu da bilginin sonsuzluğundan kaynaklanıyor. Verilen mesajlar güzel. Felsefi bir boyutu da var kitabın. Eski kelimeler çok fazla kullanılmış. Bu beni zaman zaman bölse de bi solukta okuduğum bir kitap oldu. Muhtemelen arada elime alıp altını çizdiğim yerlere bakacağım. Puslu Kıtalar Atlası kitabını okumayı düşünürseniz eğer, tavsiyem önceden kitap
Puslu Kıtalar Atlasıİhsan Oktay Anar · İletişim Yayınları · 202467,9bin okunma
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
Doğa Her Şeyi Affeder mi?
Puan vermedi·240 syf.··
2025 6. kitabı
Doğa Her Şeyi Affeder mi? Bu yılın hemen başında açıklanan Haldun Taner Öykü Ödülü’ne lâyık görülen Tuncer Erdem’in son kitabı Kötü Tabiat, İyi Doğa için yazmak ayrı bir keyif veriyor bana. Öykülerinde parça-bütün ilişkisini öne çıkararak kurduğu felsefi ve şiirsel anlatımla dikkatleri üzerine çeken yazar, metinlerine eşlik eden çizimleriyle; hayata dair kavramlar üzerine düşündüren çok incelikli bir kitap sunuyor okurlarına. Tuncer Erdem’in çizgili anlatı üslubu zengin bir görsel deneyim vadederken, şiirsel dilin müzikalitesi öykülerinin akıcılığını da artırıyor. Tuncer Erdem usta bir karikatürist. İlk çizimleri kırk beş yıl önce Ses Dergisi’nin Atmaca mizah ekinde yayımlanmaya başlamış. Zamanla çizdiği yazısız öykülerini şiirsel metinlerle zenginleştiren yazarın bugüne kadar yayımlanan on sekiz kitabının on üçü YKY etiketiyle okurlarla buluşmuş. 2022 yılında ilk basımı yapılan Ben, Bozkır Yeli isimli öykü kitabında “Ben sırf esip geçmem. Sırf yaprakları savurup şapkaları uçurmam. Hikâyeler anlatırım, çizgiler çizerim. Duyan kulaklara, gören gözlere…” diyor yazar. 2019 yılında yayımlanan Kaz Düşü romanındaysa; yok oluşlara, bozulmalara, düşmanlığa ve şiddete karşı dünyaya yeni gelmiş insan düşünü ortaya çıkarıyor. Şehir yaşamındaki yozlaşmayı ve modern zamanların karamsarlığını anlattığı 1996 tarihli Şehrin Ilık Solukları isimli kitabıyla yazar kurduğu özgün anlatı evreniyle çağdaşımız yazarlar arasında önemli bir konumda. Kötü Tabiat, İyi Doğa’da insanın kötü tabiatıyla, doğadaki saflık arasındaki ikiliği sanki on üç farklı öyküyle anlatıyormuş gibi gözükse de yazar aslında başı sonu olan bir bütünü, genel yapısı olan bir hikâyeyi aktarıyor okurlarına. İnsanın açgözlülüğüyle doğayı tahrip etmesine bir kere daha şahit oluyoruz hem de şiirsel bir dil ve eşsiz çizimler
Kötü Tabiat, İyi DoğaTuncer Erdem · Yapı Kredi Yayınları · 202341 okunma
İNSANIN KARANLIK GERÇEĞİ VE AYDINLIĞA ULAŞMASI
10/10
·132 syf.··
2025 3. kitabı
Ben bu hikâyeyi ilk okuduğumda, sanki kendi iç dünyamın karanlık bir köşesine ayna tutan bir metinle karşılaşmış gibi hissettim. Anlatıcının “gülünç” sıfatıyla anılmasının ardında, aslında toplumsal dışlanmışlıktan kaynaklanan bir yalnızlık ve değersizlik duygusu sezdim. Kendini kimseye ait hissedememesi, hayatın anlamsızlığına dair neredeyse bir kanıt araması, sonunda da intiharı bir kurtuluş gibi görmesi bana, insanın en dipteyken bile ne kadar derin sorgulamalara açık olduğunu gösterdi. Hikâyedeki rüya bölümü, ilk bakışta basit bir “kâbus” veya “ilham verici bir rüya” gibi duruyor ama bence bundan çok daha fazlasını ifade ediyor. Anlatıcı, kendini tuhaf bir dünyada bulduğunda, her şeyin mükemmel ve saf olduğunu görüyor. İnsan ilişkilerinde kötülük veya sahtekârlık yok, herkes birbirine karşı doğal bir sevgi ve anlayış besliyor. Bu kısım, insanoğlunun içten içe özlemini duyduğu bir uyum ortamını yansıtıyor gibi geldi bana. Yani “mutlak huzur” dediğimiz şey, hikâyede neredeyse elle tutulur bir gerçeklik olarak karşımıza çıkıyor. Ancak anlatıcının bu saf dünyayı kendi kusurlarıyla “zehirlemesi,” bence bizim hatalarımızın ve içimizdeki karanlığın dışarı ne kadar kolay taşabildiğini gösteriyor. Orada, kötülük ve bencillik mikropları hızla yayılıp her şeyi bozunca, aslında insanın içindeki ufak bir yanlışın bile nasıl koca bir toplumu değiştirebileceğini görmüş oluyoruz. Bu durum, bana toplumsal düzenin aslında ne kadar kırılgan olduğunu düşündürdü. Hepimiz bir şeylere “ortak” oluyoruz ve belki de sandığımızdan daha fazla birbirimizi etkiliyoruz. Bir kişinin karamsarlığı, yalanı veya bencilliği, zamanla kocaman bir çığ gibi büyüyebiliyor. Hikâyedeki o ideal toplumun çöküşü de tam bu sebeple yaşanıyor. Burada insanın sorumluluğu devreye giriyor: Kendi içsel sorunlarımızı
Duygu ve Düşünce
Gülünç Bir Adamın DüşüFyodor Dostoyevski · Helikopter Yayınları · 20161,937 okunma
Kurtuluş Düşü
Puan vermedi
Ataerkil baskıdan kaçıp özgürlük istenci var. Cinsiyet eşitsizliğinden kaçıyor. Nevin'in yalnızlığı iki yönlüdür: Çevresinden ve toplumdan gelen. En sonunda kurtuluş düşünü gerçekleştiriyor. S. Faik'in 48 sonrası anlaşılmazlığı bilinçakışından değil, cümlelerin yan yana gelince anlaşılmazlığından gelir.
Edebiyat
Kayıp AranıyorSait Faik Abasıyanık · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 20197,1bin okunma
8/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2023 5. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2023 20:17
Umutsuzluğun Doruklarında, Cioran'ın 23 yaşında, tam da uykusuzluk hastalığının başladığı yıllarda yazdığı ve onu filozoflar katına çıkaran; sonsuz dünya içindeki sonlu insanın anlamı, aşk, acı, sevinç, ölüm ve umutsuzluk hakkında, sert ve ele avuca gelmeyen fikirlerin yoğuştuğu bir kitap. (Bunu 8 Nisan 1933’te, yirmi ikinci doğum günümde yazdım. Şu yaşımda ölüm konusunda bir uzman olduğumu düşünmek tuhaf bir duygu.) Sayfa 22) Sevdiyim Alıntılar : Emil Michel Cioran Delilerin çoğu bunalımlı kişilerden oluştuğu için bunalımlı delilik şen şakrak, taşkın coşkudan ister istemez daha yaygındır. Onlarda kara melankoliye o kadar çok rastlanır ki,hemen hemen hepsi intihara eğilimlidir. İntihar: Kişi deli olmadığında ne denli güç bir çözüm! Ne varoluşta ne de hiçlikte kurtuluş olduğuna göre, boynu altında kalsın bu dünyanın da sonsuz yasalarının da! Evrende bir hiç olduğuma inanıyorum inanmasına ama varlığımın tek gerçek varlık olduğunu duyumsuyorum. Üstüne üstlük, dünyanın varlığıyla kendiminki arasında bir seçim yapmak zorunda kalsam, seve seve tüm ışıklarıyla, tüm yasalarıyla ilkini eleyip, hiçlikte tek başıma süzülürdüm. Yaşam benim için bir işkence ama ondan vazgeçemem, çünkü kendimi uğruna kurban edebileceğim mutlak değerlere inanmıyorum. İçtenlikle söylemem gerekirse, ne neden yaşadığımı biliyorum, ne de neden yaşamaktan vazgeçemediğimi. Her şeyden kuşku duyup, dünyaya küçümseyen bir gülümsemeyle baksam da bu durum yemek yememe, gönül rahatlığıyla uyumama ya da evlenmeme engel olmaz. Derinliği ancak yaşanınca anlaşılan umutsuzluktaysa, bu eylemler ancak çaba gösterilerek, acılara katlanılarak gerçekleştirilebilir. Umutsuzluğun doruklarında, kimsenin uyumaya hakkı yoktur. İnsanın her an düşünmesi, kendisine yerli yersiz çok temel sorular sorması, yazgısı konusunda sürekli
Umutsuzluğun DoruklarındaEmil Michel Cioran · Jaguar Kitap · 20192,101 okunma