Havva

Reklam
Birinin gözüne gözüne bakmak, bakıp bakıp durmak cüreti.
Satılmış câriyeler gibi, efendisine tâbi olmayı vazîfe bilenlerin çâresizliği içinde, garba kur yapmak ve ne derse dinlemek, ne söylerse işlemek, neyi severse beğenmek ve benimsemek, artık kendini inkâr eden kozmopolit ölçüsü endâzesi kalmamış gāfil ve câhil zümrelerin hayatlarına el koyar olmuştur. Öyle ki garptan gelen tekliflerin, görenek ve geleneklerin, hatta haçlı an'anelerin aksini ihtiyar etmek bu taklitçi zümreler tarafından görgüsüzlük damgasını yemiştir.
Bin şu kadar yıllık şarklı Türk, kendine garplı dedirtebilmek için hazînelerini bir pula sattığı halde, karşılığında ne buldu, ne kazandı? Garp, bu kendisine saf saf yanaşan ve sokulduğu medeniyetten iltifat ve alâka görebilmek için şerefli târihini bile çiğneyen milleti bağrına bastı mı? Âlimleri ile, şâirleri ile, kilisesi, asilleri ve her sınıf halkı ile ağız birliği ederek barbar dediği Türk'e, şimdi medenî mi demektedir? Demez. Hem diyemez de. Zîra garplı Avrupa, şarklı Türk'ün karşısında asırlarca yenilmiş ve dize gelmiştir. Hem de sille, tevhîdin teslîse zaferi olarak tecellî etmekle, kîni daha da kamçılanmıştır.
Hesapsız bir yenilik ve inkılâp adına yapılan hareketlerin kazması ile millî ve mânevî değerleri tahrip eden bir zihniyet ordusunu peşimize getirdiğimiz için de kendimize değil, düşmanlarımıza hizmet etmiş olduğumuzu dile getirecek ses nerede?