Puan vermedi
İki aydır kendisiyle hasbıhal ediyoruz. Az önce bitti. Hani o kadar iyi ki neredeyse diyeceğim ki Lacan’ı anladım. Ama bu aklımdan geçer geçmez içime yerleşen o sesi duyuyorum: Kesin yanlış anlamışsındır. Eh ne de olsa her anlama bir yanlış anlamadır. Zaten de anladım dediğin anda anlam artık değişmiştir. Sen de aynı sen değilsin, anlamadan önceki seni terk etmiş oldun, falan filan. Sartre’ı anlamış olayım bari desem o da der ki… neyse tamam tamam sustum. Ama konuya ilgisi olanlara altını çize çize öneririm. Üç düşünüre kendimi hiç bu kadar yaklaşmış hissetmemiştim. Daha önemlisi onların ve Mutluhan İzmir’in düşünce kıvrımlarında gezerken, zihnimin kıpır kıpır olmasından büyük haz aldım. Tam bir yakma, yıkma, yeniden kurma şöleniydi. İnsan nasıl özne olur, özneleşme süreci ne şekilde işler… bu meselelerin meraklıları buyursun. (Kitap piyasada olmayabilir olsun, sahaflar ne güne duruyor?)
Öznenin Diyalektiği (Hegel, Sartre ve Lacan)Mutluhan İzmir · İmge Kitabevi Yayınları · 201319 okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2022 46. kitabı
Aylak Adam, Yusuf Atılgan’ın 1959’da yayımlanan ilk romanıdır ve Türk edebiyatında modernizmin önemli kilometre taşlarından biridir. Yunus Nadi Roman Ödülü’nde ikincilik kazanmıştır. Roman, dört mevsim (“Kış”, “İlkyaz”, “Yaz”, “Güz”) başlığı altında örgütlenir ve başkarakter C.’nin bir yılını kapsar. Başkarakter C., 28 yaşlarında, babasından kalan emlak kiralarıyla geçinen, çalışmayan, “aylak” bir İstanbul erkeğidir. Annesini küçük yaşta kaybetmiş, teyzesinin yanında büyümüştür. Toplumun sıradan yaşam biçimlerine (evlilik, düzenli iş, konformist ilişkiler) uyum sağlayamaz; sürekli bir arayış içindedir. Bu arayış özellikle “gerçek sevgi” ve ideal kadın üzerinedir. Pastanede gördüğü Güler’le ilişki kurar, yazın eski sevgilisi Ayşe’yle yeniden bir araya gelir. Ancak hiçbir ilişki onu tatmin etmez. C., İstanbul sokaklarında, sinemalarda, kahvelerde, arkadaşlarının (örneğin ressam Sadık’ın atölyesinde) arasında dolaşır, gözlemler yapar, düşünür ve sürekli bir yabancılaşma yaşar. Roman, onun iç dünyasını bilinç akışı, iç monolog, geriye dönüş gibi tekniklerle derinlemesine yansıtır. Ana Temalar Yabancılaşma ve Yalnızlık: C., kalabalık İstanbul’da (özellikle Beyoğlu, Taksim, Nişantaşı civarı) en yalnız insandır. Modern kent hayatı, bireyi kendine ve topluma yabancılaştırır. C. flâneur (aylak gezinen) tipinin tipik örneğidir; yürümek, gözlemlemek onun varoluş biçimidir. Gerçek Sevgi Arayışı ve Cinsellik: C., annesinin kaybından kaynaklanan sevgi eksikliğini kadınlarda arar. İdealize ettiği kadın imgesine (teyze figürüyle bağlantılı) hiçbir gerçek kişi uymaz. İlişkileri kıskançlık, bıkkınlık veya monotonlukla biter. Aşk, tek tutamak olarak görülür ama ulaşılamaz kalır. Baba-Oğul Çatışması ve Psikanalitik Boyut: Babasının kumar düşkünü, otoriter figürü ve annenin yokluğu,
Aylak AdamYusuf Atılgan · Can Yayınları · 201971,2bin okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Aşk kaç beden giyer? ;)
Puan vermedi·64 syf.·
2026 34. kitabı
Aşk... Ya da Eros... Mite göre Eros güzellik tanrıçası Afrodit ile savaş tanrısı Ares'in oğlu olarak tasvir edilir. Hikayesini ise biliriz. Psyche'i kıskanan güzeller güzeli Afrodit bu kiniyle Eros'a bir görev verir. Eros'un görevi psyche'yi (ruhu) dünyanın en çirkin yaratığa aşık etmektir. İşler ters gider ve Eros'un oku kendine döner, psyche'yi kendine aşık eder. Burada aşk planlananın değil, sapmanın içerisinden doğar. Buna çok öfkelenen Afrodit ise bir yığın zorlu görevlerle Eros ve Psyche 'nin kavuşumunu engeller. Çünkü aşk dönüşüm ve gelişim ister. Han'ın kitaplarında sıklıkla tekrar ettiği gibi; Modern insan ise cezayı artık bir tanrıdan değil, kendinden alıyor. Bir farkla 'Ödül' sandığı sey kocaman bir yanılgı. Çünkü kendine hedefler koyuyor, kendini ölçüyor, kendini zorluyor. İdeal aşka özlem büyürken, ona yaklaşma ihtimalimiz de gittikçe azalıyor. Düşünürlerse Eros kavramını sadece romantik bir aşkın ötesinde; evrensel bir güç, yaşam enerjisi veya hakikat arayışı olarak tanımlamışlardır. Platon'a göre Eros, mitteki gibi güzellik ile başlayıp idea edilen, yüksek hakikate ve ruha ulaşma isteği. Jung'a göre bir bağ kurma şekli, Freud'a göre yaşam dürtüsü, Schopenhauer 'a göre bir araç...v.b Byung chul Han ise aşkı; Başka'ya, farklı olana kulaklarımızı tıkadığımız yerde arıyor. Ona göre; Günümüzde bu aynılık cehennemi içinde Erosa (aşka) yer olmamasının nedeni budur. Cünkü Atopik başka'yı kabul etme cesareti göstermek yanında değişim ve dönüşüm gerektirir. Bir kendilik 'Kıyamet' i çağırır. Eros'un ızdırabı ise Han'a göre burada başlar... Aşk neden can çekişiyor? Han'a göre aşkın ölmesinin tek bir sebebi yok. En önemli neden ise; Han'ın düşünce biçiminin merkezini oluşturan 'Performans toplumu ilkesi' bugün her alanda olduğu gibi aşk ve cinselliği de
Alıntı
Eros'un IstırabıByung-Chul Han · Metis Yayıncılık · 20191,508 okunma
Kaygı, Kayıp ve Öteki.
10/10
·200 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
·
31 günde okudu
·
Okunma: 09 Nisan 2026 19:09
İnsan kaybettiğinde sadece birini kaybetmez. Onunla kurduğu anlamı da kaybeder. Belki de bu yüzden yas sadece hüzün değildir; aynı zamanda bir huzursuzluktur. Bir şeyin eksildiğini bilmenin ama tam olarak neyin eksildiğini tarif edememenin yarattığı o garip boşluk. Freud yas ile melankoliyi ayırırken, birinde kaybın dışarıda, diğerinde içeride yaşandığını söyler. Yasta insan “onu kaybettim” der. Melankolide ise mesele daha karanlıktır: “Ben eksildim.” Bu eksilme çoğu zaman açık değildir. İnsan neyi kaybettiğini bilmez ama kendine yönelir; suçlar, küçültür, değersizleştirir. Lacan ise kaygının başka bir yerden geldiğini söyler: Başkası için ne olduğumuzu bilememekten. İnsan sadece kaybettiği için değil, ne olduğunu bilmediği için de huzursuzdur. Sevildiğinde bile emin olamaz. Değerli hissettiğinde bile içinde bir boşluk kalır. Belki de bu yüzden insan hem bağ kurmak ister hem de o bağın geçiciliğini bilir. Sever ama kaybedeceğini de hisseder. Ve bu çelişkiyi taşır. Günümüz dünyası bu ağırlığı hızlıca hafifletmek ister. Semptomu susturmak, huzursuzluğu azaltmak, işlevselliği geri kazandırmak… Ama insan sadece düzeltilecek bir mekanizma değildir. Acı her zaman ortadan kaldırılması gereken bir şey değildir; bazen anlaşılması gereken bir şeydir. Çünkü insan sadece yaşadığıyla değil, anlayamadığıyla da şekillenir. Ve belki de en zor olan şudur: Kendimizi tamamen bilemeyeceğimizi kabul etmek. Bilinç dediğimiz şey yüzeydir. Altında, bizi biz yapan ama çoğu zaman bize yabancı kalan bir alan vardır. İnsan orada başlar. Ve mesele o karanlığı yok etmek değil, onunla yaşamayı öğrenmektir.
Depresyon Yas ve MelankoliDarian Leader · Encore Yayınları · 2021180 okunma
'Kararlı olmak, sessiz olmak demektir. '
10/10
·240 syf.··
Beğendi
·
2026 30. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 04 Nisan 2026 11:45
Gerçek hayatta sık rastlayamadığımız, filmlerde geçen duygu dolu bir sahne vardır. Salon kalabalıktır, herkes kendi arasında sohbete dalmıştır, siz mikrofonu alır bir şeyler söylemeye başlarsınız, herkes susar. Bir an tereddüt edersiniz ve salonda bulunan, arkadaşlarınızı, ailenizi, sevdiğiniz ve hiç sevemediğiniz insanları şaşkına çevirecek o konuşmayı yapmaya başlarsınız. İlk dakikalarda içinizden bir ses bunun delilik olduğunu söyler ama son cümleye geldiğinizde, sizin bu cümleleri söylemeye, dinleyenlerin de bunları duymaya uzun zamandır ihtiyaç duyduğunu anlarsınız. Darian Leader size uzaktan göz kırpıp, onay veren ve bu çılgınlığı başlatmanız konusunda sizi yüreklendiren bir analist... O halde başlayalım :) Şakaydı elbette ama bu uzun ve yorucu :)) 9 yılda, bana en az kitaplar kadar yardımı olan kıymetli arkadaşlarıma teşekkür ederim. Darian Leader, Lacancı bir psikanalist. Lacan'ın teorilerini kendi eserlerinden kavramanın güçlüğünü gidermek için âdeta özel bir çaba sarfediyor. Zaman zaman Klein ve Lacan'ın düşüncelerinin bağlantılarını da bulmaya çalışıyor. Ama bunu psikiyatrinin tatsız atmosferinden çıkarıp ilgi çekici, entelektüel ve öğretici bir yolculuğa dönüştürüyor. Leader, 'Kesinlikle Bipolar' eserinde yaygın şekilde kullanılan psikiyatri ilaçlarının gerçek yüzünü ortaya çıkardığında kendisine çok saygı duymuştum. Hattâ ilaç pazarına müşteri kimliğiyle dahil edilen hastaya 'en çok işe yarayacak kokteylin' hazırlandığını ifşa eden cümlesi alkışlanasıdır. Bu eseri bitirip de, ben manik-depresyonu tanımlayan motifleri anlayamadım diyebilecek kişi çıkmaz sanıyorum. Bir analistin yazmaktan büyük keyif alan bir edebiyatçı gibi bir üslûp geliştirdiğini görmek okuru da motive eden ana etkenlerden biri. Bir bilgi yığını olmasından çok günlük hayatın içine
Psikoloji
İş İşten Geçtikten Sonra Verilen SözlerDarian Leader · Ayrıntı Yayınları · 200011 okunma
Bekleyişin Zamanı Yok
10/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 33. kitabı
·
26 saatte okudu
·
Okunma: 06 Mart 2026 12:00
Bekleyiş, zamanı değil kişinin içinde hiç kapanmayan boşluğu temsil ediyor bu kitapta. Metne başladığımda bekleyişi ilk olarak zaman temasıyla ilgili düşünmüştüm. Sanki karakterler zamanın içinde asılı kalmış şekilde bir şeyi bekliyor gibiydiler. Kitap ilerledikçe bekleyişin zamanla ilgili bir olmadığını fark etmeye başladım. Bekleyiş burada bir olayın gerçekleşmesini beklemekten ziyade gerçekleşmeyen ya da gerçekleşmeyecek olan bir şeyin etrafında dolaşmaktan ibaret. Beklenen şey hiçbir zaman tam olarak gelmiyor ama bekleyiş de sona ermiyor: “Bekleyişte, her zaman beklenen şeylerden daha fazla beklenecek şey vardır.” (s. 86) Kitap ilerledikçe bekleyiş zamanla ilgili bir kavram gibi değil daha çok arzunun kendi hareketi gibi görünmeye başladı. Bekleyiş bir sonun yaklaşması değil eksikliğin etrafında dönüp durama hâline geldi. Bu yüzden ilişkide de doğrudan bir kavuşma yok; hep bir aralık, hep bir gecikme var: “Görmek ile söylemek arasındaki bu aralıkta, bu boşlukta bekleyiş yoluyla gayri meşru olarak birbirlerine doğru taşınmış hâlde.” (s. 102) Bence metnin asıl teması görmek ile söylemek arasında, yakınlık ile mesafe arasında, varlık ile yokluk arasında dönüyor. Kitap boyunca iki kişi birbirine yaklaşmaya çalışıyor fakat tam olarak ulaşamıyor. Kitabın beni en çok etkileyen yanı fiziksel yakınlığın dahi mesafeyi ortadan kaldırmayı başaramaması: “Hiçbir zaman yeterince yakın ve fazlasıyla yakın olmayacaksınız ve buna rağmen birbirlerine tutulmuş ve bitişik.” (s. 87) Bu durum bana günlük hayattaki ilişkileri de düşündürdü. İnsanlar çoğu zaman birbirlerine çok yakın durduklarını sanırlar; konuşurlar, birlikte zaman geçirirler, hatta aynı mekânı paylaşırlar. Ama buna rağmen aralarında görünmeyen bir mesafe kalır. Bu kitap da bu mesafeyi anlatıyor. Üstelik bu
Edebiyat
Bekleyiş UnutuşMaurice Blanchot · Monokl Yayınları · 2018838 okunma