Kur'an Okumak İbadettir/Kuran Okumanın Sevabı
Kur'an okurken anlamını da tefekkür ederek okumak tabii ki en güzel olan şekildir. Fakat Kur'an'ın mânâsını anlamasak bile okuyacak olursak sevap alırız. Peygamber Efendimiz s.a.s. mealen şöyle buyurmaktadır: 'Kur'an'dan tek bir harf okuyana bile sevab vardır. Her hasene (harf okuyuşu) on misliyle değerlendirilir. Ben "Elif, Lâm, Mim" bir harftir, demiyorum. Aksine Elif bir harf, Lâm bir harf, Mim de bir harftir'. (Tirmizi, Sevabu'l-Kur'an, 16). Yani 'Elif, Lâm, Mim' diyen kimse otuz sevab kazanmış olur. Hurûf-i Mukattaa denilen ve süre başlarında bulunan bu harflerin mânâsını Efendimiz s.a.s. bize haber vermiş değildir. Zaten tek başına harf, herhangi bir månå ifade etmez. Harfler sadece rumuz veya işaret olabilir. Manası ve işareti hakkında ümmete açıklama yapılmamış olmasına rağmen ümmet bu harfleri okuyunca sevap alır. Öyleyse Kur'an'ın mânâsını bilmeyenler, Kur'an okumaktan geri kalmamalıdır. Okuduğu takdirde ibadet etmiş ve sevabını almış olur. Bu arada elinden geldiği kadar mânâsını da öğrenmeye gayret etmelidir.
Kitap Alıntısı
Besmelede bulunan be harfi Allah’ın Beşir, sin harfi Semi’ , mim harfi Melik, elif harfi Allah, he harfi Hadi, lam harfi Latif, ra harfi Rezzak, ha harfi Hâkim ve nun harfi Nur adının anahtarı olarak sembolize edildi. Dolayısıyla bir işe başlarken “Bismillahirrahmanirrahim” diyen kişi tüm bu adlarla da dua etmiş olacaktır.
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Benimdir halk ü mahlûk u arazi Ne varsa hepsi bâ-i'lam-ı kazi Değillerse bu hükm-i adle razı Ahâlinin başında bir belâyım
Sayfa 125 - Kopernik·Kitabı okudu
Nankörlüğün hazin sonu.
Rivayet ederler ki, Taklamakan diyarında vaktiyle kör bir adam yaşıyordu. Bu zavallı adam âlemin güzelliklerini, harikalarını ve mucizelerini göremediği için o kadar çok üzülüyordu ki, sonunda gönlü de gözleri gibi karardı. Kederi arttıkça arttı ve akıttığı gözyaşları dillere destan oldu. Onun kara bahtı için şairlerin düzdüğü manzumeler, musikişinaslar tarafından bestelenip, hanendelerce okuna okuna nihayet memleket sınırlarını aştı. Çok uzak ülkelerden birinde yaşlı bir sihirbaz, pazar yerinde ağlayan sızlayan bir kalabalık görünce, merak duygusuyla aralarına karıştı ve kör adamın kaderini dile getiren türkülerden birini okuyan muganniyi o da dinledi. Gönlü o kadar kabardı, hisleri o kadar coştu ki, bir yolunu bulup zavallıya görme gücü kazandırmaya karar verdi. Sarayına giderek papağanına tez zamanda uçup körü bulmasını ve ona davet mesajını iletmesini söyleyerek kuşu saldı. Papağan uçup giderek, o sırada evinin bahçesinde ağlayan körün kafasına kondu ve ona sihirbazın davetini iletti. Görme umudu canlanan zavallı da, omuzunda kendisine yolu tarif eden papağan olduğu halde, demir asa demir çarık yollara düştü ve sonunda sihirbazın sarayına vardı. Sihirbaz ona bir camgöz verdi. Adam, efsunlu sözler söylenir söylenmez bu gözle görmeye başlayacaktı, öyle ki, ok yaydan böylece bir kez fırladığında, adamın tekrar kör olmasına imkân yoktu. Adam gözü aldı ve efsunlu söz sihirbazın ağzından çıkar çıkmaz gözün gördüğü her şeyi görmeye başladı. Fakat yol yorgunu olduğu için sevincini lam anlamıyla belli edecek durumda değildi. Bu yüzden sihirbaz onu sarayında kırk gün ağırlamaya karar verdi. Gelgeldim, sihirbazın karısını görür görmez adamın aklı başından gitti. Günler ve gecelerce kadını düşündü taşındı. Sonunda sarayın hamamına gidip kadının yıkanacağı kurnanın üzerine bir
İletişim yayınları·Kitabı okudu
Alıntı
"Seni uzlete devam etmeye sevk eden şeyin nedeni tembellik, rahatlık, nefsini yüceltme arzusu veya kendini halkın ezasından koruma isteği olmamalıdır. Halkın sana çıkardığı güçlüklerden dolayı niçin kendine ruhsat veriyorsun? Hâlbuki Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Elif, Lâm, Mim. İnsanlar, imtihandan geçirilmeden, sadece iman ettik demeleriyle bırakılıvereceklerini mi sandılar? Andolsun ki, biz onlardan daha öncekilerini de imtihandan geçirmişizdir."(Ankebut/1-3)
Cenab-ı Hakk'a malûm ve maruf ünvanıyla bakacak olursan, meçhul ve menkûr olur. Çünki bu malûmiyet, örfî bir ülfet, taklidî bir sema'dır. Hakikatı i'lam edecek bir ifade de değildir. Maahâza, o ünvan ile fehme gelen mana, sıfât-ı mutlakayı beraberce alıp zihne ilka edemez. Ancak Zât-ı Akdes'i mülahaza için bir nevi ünvandır. Amma Cenab-ı Hakk'a mevcud-u meçhul ünvanıyla bakılırsa, marufiyet şuaları bir derece tebarüz eder. Ve kâinatta tecelli eden sıfat-ı mutlaka-i muhita ile, bu mevsufun o ünvandan tulû' etmesi ağır gelmez.