Raif abi ve enişteleri
10/10
·176 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
30 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 22:38
Raif abi ne içine kapanık bir adamdın sen ya, vallahi içim daraldı ya, adam öyle bir kapattı ki kendini dünyaya böyle birşey olamaz.Malûmunuz Raif abinin haberi olmadığı bu can sıkan (beni gözyaşlarına boğan) ölüm, adamın psikolojisini altüst etti. sanki çok normal bir insanmış gibi de herneyse ... Raif abi o lanet eniştelerin varya hepsinin Allah belasını versin.
Kürk Mantolu MadonnaSabahattin Ali · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2022376bin okunma
Gir içeri, kır dizini, dön önüne kız Sıdıka ...
Puan vermedi·224 syf.··
2026 93. kitabı
·
19 saatte okudu
·
Okunma: 13 Haziran 2026 19:18
Sıdıka 'yı bitirdim. Çok güzeldi. Dizisini de zamanında çok severek izlerdim ve dizide karakterlerin neredeyse birebir aktarılmış olduğunu görmek ayrıca hoşuma gitti. Okurken aklımda sürekli Fyodor Dostoyevski 'nin Yeraltından Notlar kitabında geçen şu sözü yankılandı durdu: "Aşırı bilinç bir hastalıktır; gerçek, eksiksiz bilinç ise düpedüz bir hastalıktır." Ah Sıdıka... Senin kadar çok bilmek, her şeyi bu kadar derinden görmek hayatı ne yazık ki kolaylaştırmıyor. Bir de üzerine böyle bir ailede doğmuş olmak... Tam bir lanet. Senin gibi biriyle gercekten tanısmak ve hatta sana sarılmak isterdim Sıdıka. Atilla Atalay nin yarattığı bu karakter başına bir başarı. Hem komik, hem zeki, hem hazır cevap hem de fazlasıyla bilinçli. Normalde bu kadar düşünen karakterler sıkıcı olabilirdi ama Sıdıka tam tersi. En ciddi konuları bile öyle eğlenceli, öyle kendine has bir dille anlatıyor ki bir yandan kahkaha atarken bir yandan da durup düşünüyorsunuz. İşte onu özel yapan da bu sanırım.
Edebiyat
SıdıkaAtilla Atalay · İletişim Yayınları · 20081,041 okunma
Reklam
Ağla gitsin yeter
7/10
·368 syf.··
2026 12. kitabı
İkiz kardeşlerimiz Emilia ve Vittoria. İki kardeş birbirinden farklı Emilia daha sakin evde kalıp kitap okumayı seven tercih eden bir tip, Vittoria ise daha maceraperest. Burada okurun birinden inceleme gördüm ve hak verdim. Bende Vittoria'nın gözünden okumak isterdim, Emilia biraz fazla pasif kaldı. Vittoria daha meraklı ve daha gizemliydi onun gözünden okusak onu merak ederken daha keyifli olurdu bence.. Çeviri kaynaklı olduğunu düşündüğüm bazı sayfalar var bu konuya nereden geldik hangi ara oldu bu diye anlayamadığım bir iki sayfa var. Olaylar birbirine bir şekilde bağlanıyor yazar bunu iyi becermiş. Diyorum ki ya ne alaka şimdi bir bakıyorum konuyu bağlamış bu konuda hakkını yiyemem. Sinir olduğum ve okurken yeter artık dediğim satırı sizinle paylaşacağım. "Gözlerim akmayan yaşlardan ötürü yanmaya başlamıştı" yeter artık ağla lanet cadı dedim içimden. Spoiler ! Öfke'nin öldüğünü düşündüğünde ağladı, baya üzüldü falan sandım çok geçmeden normal yaşantısına devam etti. Emilia sürekli Öfke'nin iblis olduğunu unutuyordu merhamet, anlayış falan bekliyordu. Kaldı ki Öfke gerçekten de kibardı amacının ne olduğunu ne istediğini tam kestiremedim ve onu merak etmekten kendimi alıkoyamadım. Diğer anlamadığım durum ise Haset'ten duyduğu şeylerden sonra sinirlenip neden öfkeyi öptü onu hiç anlayamadım normal tartışabilirdiniz. Kaldı ki kitap baya baya yavaş ilerliyor ve içinde aşk kırıntısı vardı duygu sıfıra yakındı. Ayrıca nineleri insan gibi anlatsaydı Vittoria ölmezdi, böyle plansız iş yapacaklarına nineleri durumu güzelce ifade etse tabiri caizse bok yoluna gitmezlerdi. Ayrıca manastırda bir bok yeniği olduğunu anlamıştım Antonoia dan şüphelenmiştim şaşırmadım da. Ama son finalde çağırdığı iblisi öğretmeni olan Haset gelir diye beklemiştim. Kibir ne alaka. Bizim
Kötülerin KrallığıKerri Maniscalco · Ephesus Yayınları · 20211,548 okunma
9/10
·512 syf.··
2026 75. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 10 Haziran 2026 21:45
Bir kahramanın yükselişini anlatmak kolaydır. Peki ya bir kahramanın binlerce yıl sonra bir tanrıya dönüşmesini? Dune Tanrı İmparatoru, Frank Herbert'in yalnızca bir bilimkurgu romanı değil, güç, özgürlük ve insanlığın geleceği üzerine yazdığı devasa bir düşünce deneyidir. Paul Atreides'in oğlu II. Leto, insanlığı yaklaşan yok oluştan kurtarmak için bedenini ve insanlığını feda ederek yarı insan yarı kumsolucanı bir varlığa dönüşür. Aradan geçen 3500 yıl boyunca galaksiyi mutlak bir otoriteyle yönetir. Onun amacı hükmetmek değil, insanlığı gelecekteki felaketlerden koruyacak olan Altın Yol'u tamamlamaktır. Ancak Herbert burada çok rahatsız edici bir soru sorar: İnsanlığı kurtarmak için ne kadar özgürlük feda edilebilir? Leto'nun kurduğu düzen sayesinde savaşlar sona ermiş, insanlık istikrara kavuşmuştur. Fakat bu huzurun bedeli ağırdır. İnsanlar düşünmeyi bırakmış, güvenlik uğruna özgürlüklerinden vazgeçmiş ve tek bir iradenin gölgesinde yaşamaya başlamıştır. Roman ilerledikçe Duncan Idaho'nun yeni bir goleme olarak dönüşü, Siona'nın isyanı ve Bene Gesserit'in entrikaları hikâyeye yön verirken, asıl savaşın kılıçlarla değil fikirlerle verildiğini görüyoruz. Bu kitapta büyük savaş sahnelerinden çok daha etkileyici olan şey; gücün insanı nasıl değiştirdiğini, dinin nasıl bir kontrol aracına dönüşebildiğini ve geleceği görmenin aslında bir lanet olabileceğini anlatmasıdır. Dune Tanrı İmparatoru, serinin en aksiyonsuz ama belki de en cesur kitabı. Bitirdiğinizde aklınızda karakterlerden çok şu soru kalıyor: *"İnsanlık özgürlüğünü koruyarak mı hayatta kalabilir, yoksa hayatta kalabilmek için özgürlüğünden vazgeçmek zorunda mıdır?"* Bazı kitaplar okunur ve unutulur. Bazıları ise zihninizde yaşamaya devam eder. Dune Tanrı İmparatoru tam
1000Kitap
Dune Tanrı İmparatoruFrank Herbert · İthaki Yayınları · 20214,134 okunma
10/10
·512 syf.··
2026 43. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 22:22
Sırlar, İhanetler Tılsımlar, Doğal Taşlar Firuze Koçak ve Ezra Saruhan Yıllar önce edilen bir beddua, kuşaklar boyunca etkisini sürdürmüş ve iki düşman ailenin çocuklarının yollarını sürekli ayırmıştı. Bu yüzden avukat Firuze ile doğal taş sanatçısı Ezra’nın aşkı, daha başlamadan imkânsız olarak görülüyordu. Doğu’da dilden dile anlatılan bu hikâye, yalnızca aileler arasındaki düşmanlığın değil, aynı zamanda kaderin de bir sınavıydı. Zaten üzerlerinde dolaşan lanet onları büyük bir çıkmazın içine sürüklerken, Firuze’nin yaptığı bir hata her şeyi daha da karmaşık hâle getirdi. Ezra’nın affetmeye niyeti yoktu ve Firuze de aralarındaki bağın tamamen koptuğunu düşünüyordu. Ancak beklenmedik bir gelişme yaşandı; Firuze’nin Mardin’e planlanandan on gün önce gitmek zorunda kalması, olayların yönünü değiştirdi. Böylece ne yıllardır süren lanet ne de yaşanan ihanet onların hikâyesinin sonunu belirleyebildi. Çünkü kader, tüm engellere rağmen Firuze ve Ezra’yı yeniden karşı karşıya getirmek ve yarım kalan hikâyelerini tamamlamak için başka planlar yapmıştı.
1000Kitap
Firuze 1 - Kehribar AteşiMehsa · Ephesus Yayınları · 202643 okunma
8/10
·360 syf.··
2026 166. kitabı
Starling Malikanesi #okudumbitti Bu kitap “perili ev” diye başlayıp, ev fikrinin kendisini kalbinizin tam ortasına yerleştiriyor. Eden kasabası daha ilk sayfalarda boğazınıza kömür tozu gibi oturuyor; yoksulluk, umutsuzluk ve “buradan çıkış yok” duygusu çok canlı. Opal’i de bu yüzden hemen benimsedim. Sert, köşeli, bazen hatalı kararlar alan biri ama hepsi o hayatta kalma modundan… Kardeşi Jasper için göze aldıkları, onun sevgisini romantize etmeden, tam da gerçek hayatta olduğu gibi “dişini sıkıp devam etme” hâliyle anlatılıyor. Ve Jasper’la aralarındaki bağ, hikâyenin duygusal omurgası gibi. Starling Malikânesi ise tam anlamıyla bir karakter. Kapı gıcırtısı, koridorların soğukluğu, sisin ağırlığı… Sanki ev yalnızca “korkutmak” için değil; bir şeyi hatırlatmak, bir şeyi saklamak ve bazen de sizi sınamak için yaşıyor. Okurken birkaç sahnede gerçekten o evin içinde sessizce yürüyormuşum gibi hissettim. Böyle atmosfer kurabilen kalemleri çok seviyorum; Alix E. Harrow burada beni yakaladı. Arthur Starling’e gelince… İlk anda klasik “mesafeli, huysuz” görüntüsü veriyor ama sayfalar ilerledikçe onda asıl baskın olan şeyin öfke değil yorgunluk olduğunu anlıyorsunuz. Üstüne yapışmış korkuyla yaşayan, yük taşıyan bir karakter. Opal’le dinamikleri de tam kararında: Romantizm var ama kitabın önüne geçmiyor; daha çok iki yalnız insanın birbirinin karanlığını tanıması gibi ilerliyor. Benim için kitabı özel yapan taraf, canavarları “süs” gibi kullanmamasıydı. Korkunun merkezinde aslında aidiyet, miras, lanet dediğimiz şeyin aileden mi evden mi kasabadan mı bulaştığı sorusu var. Opal’in “hiçbir yere ait değilim” hissiyle, bir yuvayı korumak zorunda kalması… Bu çatışma çok iyi çalışıyor. Finalde de hem gerilim hem duygu tarafı tatmin ediciydi; kitabı kapattığımda sanki kapıyı
Starling MalikanesiAlix E. Harrow · Eksik Parça Yayınları · 202613 okunma
Reklam
Reklam