ve para sahibine İblîs şöyle der:
“Ey şeytanlıkta benden topu çelen kimse! Binlerce yıl ibadette bulunduğum halde yarım anlık isyanım yüzünden Allah, benim yüzüme kapıyı kapattı. Sen bir zerre kadarcık ibadetine güvenip onu Allah kapısına getirmekten hiç utanmıyor musun? Âlem halkının tümü bana lânet etse canımdaki aşk bir zerrecik eksilmez. Fakat sana bir kişi lânet etti mi bir an içinde suratın eğer, mihnetlere düşüp bunalırsın.”
Ey oğul! Sen de erenler gibi yol eri ol da ondan sonra padişahın huzurunda canını feda et! Neden İblîs gözüne küçük görünüyor? O, şeytanlıkla yüce zâtların bile yolunu vurmaktadır. Bilmiş ol ki, senin gibi yüzlercesinin boynunu vuran kişiler, senin başına padişah kesilirler ama padişahın maiyetinde birer köledirler.
İblîs’in yoksul bir kölesi bile sana padişah olursa, senin Müslümanlığın nerede kalır?
İblîs, bile onun aşkıyla yanmaktan geri kalmamıştır. Er olmayı lânetli İblîs’ten öğren! Zira o, erlik meydanına er olarak gelmiş ve Allah’tan gelen her şeyi kabul etmiştir...
gönül mest olur ve yorgun kişi tüm sabrın ve cefanın hedefine adeta dudaklarıyla dokunmak üzeredir, öyle ki adeta istemdışı bir devinimle ileriye doğru atılır. Gerçi başka yaratılıştaki kişiler, bu güzel yanılsamadan adeta dilleri tutulmuş gibi dona kalırlar: çöl yutar onları. Öznel avuntuları sık sık deneyimlemiş olan yine başka yaratılıştaki kişiler ise, elbette son derece bezgin olurlar ve söz konusu olayların ağızda bıraktığı ve müthiş bir susuzluk yaratan o tuzlu tada lanet okurlar - herhangi bir kaynağa bir adım bile yaklaşılamamışken.
Lanet, Allah’tan(cc) uzaklaştırmak ve kovmak anlamındadır ki bu da ancak kişinin kendisini Allah’tan(cc) uzaklaştıran sıfatlarla nitelenenmiş olmasıyla caiz olabilir. Kişiyi Allah’tan(cc) uzaklaştıran sıfatlar da Allah’ın laneti zalimlerin ve kâfirlerin üzerine olsun demek suretiyle küfür ve zulümdür.
Her sabah umutla yeni bir güne başlayıp her gece ne kadar boktan bir dünyada yaşadığımı fark ediyorum. Biz burada böyle şeyler yapıyoruz bazen. Olmadığımız biri gibi davranabiliyoruz. İnandığımız ilk yalanın peşinden gidiyor ve hayatımızı ona gore şekillendiriyoruz. Kendi doğrularımız
olarak bellediğimiz bu yalanlara o kadar inaniyoruz ki kimsenin ne söylediği umurumuzda bile olmuyor. Diğer tüm
doğrulara tıkıyoruz kulaklarımızı. Biz de bir yandan onları kendi doğrularımıza inandirmaya ve kendi sevdiğimiz şeyleri onlara da zorla sevdirmeye çalışıyoruz.
Biz burada yaşayabilmek için çalışmaya başlıyoruz. Sonra cok geçmeden çalışmak için yaşadığımızı fark ediyoruz.
Kira ödüyor, alacaklarımızı tahsil etmeye uğraşıyor, işimizin devam edip etmeyeceğini düşünüyoruz. En büyük derdimiz, akıllı telefonlarımızın şarjının bitmek üzere olması.
Bencil, lanet, şımarık ve boktan insanlarız işte. Hiç geçmeyeceğini düşündüğümüz, tarifi zor dediğimiz acılar yaşadığımızı sanıyoruz. Kırılan kalplerimiz bir daha onarılmaz diyoruz. Acı çekmek ve çektirmek üzerine kurulu olan bir döngünün içinde koşturup duruyoruz.
Birbirimizi kullanarak gündelik ihtiyaçlarımızı gideriyoruz. Koca bir belirsizliğin içinde kararsızlıklarımızla yaşamaya çalışıyoruz. Belirsizlik ve kararsızlık insanı öldürür. Biz burada senin gibi şehadetle ölmüyoruz. Yavaş yavaş, öürüyerek, her geçen gün
kendimize yabancılaşarak ölüyoruz.