Kamer

Kördür Münkirin Gözü
Miskinlikte buldular kimde erlik var ise Merdivenden iterler, kim yüksekten bakar ise Gönlü yüksekte gezer, dembedem yoldan azar Dış yüzüne ol sızar, içinde ne var ise Ak sakallı bir koca, bilmez ki hali nice Emek yemesin hacca, bir gönül yıkar ise Sağır işitmez sözü, gece sanır gündüzü Kördür münkirin gözü, alem münevver ise Gönül Çalabın tahtı, Çalap gönüle baktı İki cihan bedbahtı, kim bir gönül yıkar ise Sen sana ne sanırsan, ayruğa da anı san Dört kitabın manası, budur eğer var ise Manada götürmüşler, kardaştan yar yeğrektir Oğuldan dahi tatlı, eğer doğru yar ise Gördün yarin doğrudur, baş kogil ayağına Çıkar ciğerin yedir, eğer çaren var ise Gördün yarin eğridir, nen var ise ver kurtul Ululardan öğüttür, işittiğin var ise Az söz erin yüküdür, çok söz hayvan yüküdür Bilire bir söz yeter, sende güher var ise
Şiir
Kamer
kim bir gönül yıkar ise, iki cihan bedbahtı...
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Denge...
Seni o kadar çok seviyorum ki, bir an bile sensiz yaşayamam, dediği birine, günü gelince, adını bile anmak istemiyorum, diyebilir insan. Sensiz cennet bile sürgün sayılır, diye iltifat ettiği birinin, yeryüzündeki varlığından bile rahatsız hale gelebilir. Bir zamanlar melek yüzüne benzettiği bir sima için, şeytan görsün yüzünü, diyebilir. Önceleri hiç bitmesin dediği günlerin, hiç yaşanmamış olmasını arzu edebilir. İnsanın, kendisini mutluluğa boğsun diye fanilere duyduğu bu aşırı sevgiler, neticede onu azap içerisinde bırakır.
Sayfa 10
İlişkiler
Kamer
Aşırılık içeren ifadelere dikkat etmek gerekiyor.
Hepimiz, bizi duyamayan birine bir şeyler anlatmak isteriz. Kaybolanları, kaybettiklerimizi... Küçük işaretlerin neleri değiştirdiğini.
Edebiyat
Kamer
İsteriz ama çoğunlukla anlatamayız..
İnsan kendi acısını taşır... Ama sevdiğinin çektiği acı, işte o kendi acından bile çok yaralar seni...
Edebiyat
Kamer
ya bi de sevdiğine acı çektiren kendin olunca?
Hifâ Hatun (ra)
Bir arkadaş, çocuğunun ismini Hifâ Nur koyduğunu söyleyince, Hifâ’nın ne anlama geldiğini sormuştum. Medineli, Ensar’dan ve kadın sahabelerden olduğunu söyledi. Kısaca hususiyetlerinden bahsetti. O mübarek, faziletli insanın hayatı ve kabilesi hakkında kaynaklarda malumat verilmese de kıssası meşhurdur. Verdiği ibret ve fedakârlık dersi, günümüze kadar gelmiştir. Hifâ Hatun (ra) Medine-i Münevvere’de güzelliği, zenginliği ve ahlakıyla ün salmış, samimi bir Müslümandır. Peygamber Efendimize (asm) çok bağlı, her söylediğini yapan takva sahibi bahtiyarlardandır. Bir gün Peygamberimizin (asm) huzuruna gelerek, “Ey Allah’ın Resulü! Beni Cennete götürecek bir iş, amel öğret.” dedi. Bu arzu ve isteği üzerine Resulullah (asm) “Önce bir erkekle evlenmen lazımdır. Bununla dinin yarısını emniyete alırsın.” buyurdu. Bu emir üzerine; “Ey Allah’ın Resulü! Küfüvüm (dengim) kim olabilir? Bana Habeşistan Hükümdarı melik Necâşi evlenme teklifinde bulundu. Fakat ben onun bu teklifini geri çevirdim. Birçok insan, kıymetli mücevherler ve cazip hediyelerle evlenme teklif ettiler, kabul etmedim. Bu gün ahirette kurtuluşun evlenmekte olduğunu buyuruyorsunuz. Ya Resulullah! Siz kimi beğenip uygun görürseniz, ben ona razıyım” diyerek tevazu, tevekkül ve teslimiyetini gösterdi. Resulullah (asm) Hifâ Hatun için kimseye ümit vermemek ve kimsenin de ümidini kırmamak için pratik bir çare bulur: “Yarın sabah mescide ilk gelenle evlen.” buyururlar. Bu teklif herkesin hoşuna gider, razı olurlar. Herkes tedbir alıp mescide erken gelmek için hazırlık yapsa da Allah (cc) o gece bütün sahabelere derin uyku verir. Bu haberi Süheyb (ra) duyar ama dikkate almaz. Zira fakir, kimsesiz, uzun boylu, esmer, zayıf, çelimsiz bir insan olan Süheyb, o sabah mescide erken gelen kişiydi. Hifâ Hatun ise, zengin,
Din
Kamer
...sen benim için bulunmaz bir nimetsin, ben sana mihnetim...