Çocuk bir rehinedir. Hayat bizi elinde tutar.
Aynı şey bir köpek, bir panter veya bir ağustosböceği için de geçerli. Leda şöyle demiş: "Bir kuğu aldığımdan beri intihar etmekte özgür değilim artık."
Leonardo da Vinci'nin durumu ise daha net bir örnek teşkil eder. 1503'ten itibaren üzerinde çalıştığı, epey başarı kazanan Leda'yla kadın çıplaklığının üstadı haline gelmiş, muğlak bir cinselliği sergileyen erotizmin öncülüğünü yapmış, 1513'te Giuiliano de Medici'nin isteği üzerine çizdiği Morina Vanna'yla bir prototip yaratarak erotik nü portreyi keşfetmiş, söz konusu portre hem Raffaello'nun (ve Giulio Romano'nun) Fornarina'sına hem de birinci Fontainebleau okulunun eseri olan çok sayıda "nü portreye" ilham kaynağı olmuştur; fakat bütün bunların yanı sıra Leonardo, 16. yüzyılın başında anatomi ve anatomi çizimi kavramında devrim yaratan bir sanatçıdır da. Doğrudur, belli çizimlerinde Rönesans episteme'sinin temel özelliği olan analojiye dayanan düşünce tarzının izleri görülür: Olağanüstü modernizmine ve etkileyici gerçekçiliğine rağmen o meşhur Cenin ve Rahmin İç Duvarı çiziminde, bütün memelilerin birbirine benzediği inancından ötürü insan ceniniyle inek rahmi birleştirilmiştir. O çok bilinen Kadının Organları (Windsor Castle) gibi daha başka desenlerde görülen kaba hatalar, Leonardo'nun gözlem yapmak mümkün olmadığında da, sırf tasvir etmiş olmak için "olası anatomiler" yaratmaktan çekinmediğini gösterir. Gözlemi inkâr eden, kitabi bilgiye dayalı geleneksel bilim anlayışının izini yansıtan daha başka çalışmalar da vardır, oysa Leonardo tam da bu geleneğe karşı çıkarak kendi görsel “ispatlarının" eğitim açısından önemini vurgulamıştır. Fakat bu kurgusal anatomi çizimleri aslolanı gölgede bırakmamalı. Leonardo sadece son derece etkili grafik tasvir teknikleri geliştirmekle kalmamış, çizimlerini genellikle doğrudan gözleme dayandırmıştır; öyle ki modern uzmanlar “modern anatominin" 1510 civarında, Milano'da, Leonardo'nun hekim Marcantonio della Torre'nin yanında
Et, Zarafet, Yücelik/Bedeni Denetlemek/Anatomik Yapılar·Kitabı okudu
Oyun tutumu, kültür yahut konuşma var olmadan önce mevcut olmalıdır; dolayısıyla kişileştirme ve hayal gücünün üzerinde işlediği zemin, en uzak geçmişten beri vardır. Bugün antropoloji ve karşılaştırmalı dinler, bize tanrıların ve ruhların hayvan yahut canavar biçiminde kişileştirilmesinin arkaik dinsel yaşamın en önemli unsurlarından olduğunu söylüyor. Hayvan biçiminde imgeleştirme, bütün bir totemizm yapısının temelinde yatan şeydir. Bir kabilenin iki yarısı kendilerini kangurular ve kaplumbağalar olarak adlandırmakla kalmazlar, onlar fiilen kanguru ve kaplumbağadır. Dünyanın her yerinde bilinen ve derisini değiştirip geçici süreyle bir hayvana -örneğin kurt adama- dönüşebilen anlamına gelen versipellis fikrinde de benzer bir düşünce tarzı söz konusudur. Zeus'un Leda, Europa, Semele ve Danae için geçirdiği sayısız başkalaşımda veya Mısır panteonundaki insan ve hayvan birleşmelerinde de bu fikir karşımızdadır. Mısır yahut Yunanistan'daki vahşi ve arkaik insan için, insanın kutsal bir hayvan suretinde temsil edilişinin son derece "ciddi” olduğuna şüphe yoktur. Bir çocuk bu iki tür arasında nasıl ki net bir ayrım yapamazsa, arkaik insan da yapamaz. Yine de korkunç hayvan maskesini takıp bir hayvan olarak ortaya çıktığında, ne yaptığını gayet iyi bilmektedir. Artık tamamen birer vahşi olmayan bizlerin, onun ruh halini yorumlayabilmemizin tek yolu, bir çocukta gözlemlediğimiz oyun alanının, en kutsal duygularından en çocukça eğlencelerine kadar hâlâ vahşinin tüm yaşamını kuşattığını varsaymaktır. Bu durumda ritüel, mitoloji ve dindeki hayvan formu unsurunun en iyi oyun tutumu üzerinden anlaşabileceğini öne sürmek abartılı mı olur?
"Leonardovari" bir romancı olan Jules Verne, 1874'te "Monna Lisa" adlı bir komedi yazar. "Leonardo'ya tapanlardan" biri olan d'Annunzio bir "Kayalıklar Madonna"'sı, bir "Leda ve Kuğu" yazmış, bir de en önemlisi "La Gioconda'yı Çalan Adam" adında bir film senaryosu kaleme almıştır.
Bob Dylan, Nat King Cole ve Elton John Leonardo'dan şarkılar yapmışlar. Ayzenştayn, Tarkovski, Dali ve Bunuel gibi büyük yönetmenler de Leonardo efsanesini kendisine yaraşır bir biçimde, yani sinemada canlandırmışlardır.