Özürlü beden artık alınyazısının, doğal bir "felaket"in, bir hatanın, yaşamda doğru yoldan ayrılmanın sonucu değildir; bizim de ortaklaşa olarak sorumlusu olduğumuz toplumsal mekanizmalar yüzünden yıpranmış bir bedene dönüşmüştür. Özürlü beden toplumsallaşma sürecine girer. Onun payına yeni bir saygınlık düşmektedir artık: İnsan savaşta kaybettiği bacağının yerine takılan bacağı çıkarıp gösterebilir, tıpkı bir makinenin kopardığı kolu sallayarak hakkını arayabildiği gibi. Bütün özürlülükler yavaş yavaş bu fırsat eşitliği hakkı ve tam toplumsal katılım bayrağı altında toplanmaya başlar. İşte kazaya uğrayan, ardından savaşta (1914-1918) yaralanan beden artık hilkat garibesi, Tanrı'nın isteğiyle bozulmuş ve doğal olarak daha aşağı bir varlık olamaz: O kaza geçirmiştir; büyük çoğunlukla da bireysel olarak yön veremediği koşulların etkisiyle gerçekleşmiştir bu kaza. Bu yeni bağlamın ve yeni bakışın en çok öne çıkan örneklerinden biri de veremlilerdir. Kuşku yok ki verem bir özür olarak değil, hastalık olarak görülür. Buna karşın Léon Bourgeois, Mecliste bunun "toplumsal bir felaket" olduğunu söyler; "Büyük Savaşı izleyen yıllarda özürlülerin topluma kazandırılması için en heyecan verici girişimler veremlilerden gelir.
Ancak kendini bu şekilde yatıştırma alışkanlığı, kızların ince vücutlu olmaları gerektiğini hissettiren baskılarla etkileşime geçtiğinde, yeme bozukluğu geliştirmenin yolu hazırlanmış oluyor. Leon'a göre, "Kız önce kendini aşırı yemeye kaptırıyor. Fakat ince kalmak için de kusmaya, müshil haplarına ya da aşırı yemekten aldığı kiloları eritmek için yoğun egzersizlere başvuruyor. Duygusal karmaşayla baş etmek için verilen bu mücadelenin alabileceği bir yön de hiç yememek olabiliyor; bu da başa çıkılamayan hisleri bir nebze olsun kontrol altına aldığını hissetmesini sağlayan bir yol olabiliyor."
Zayıf bir içsel bilincin zayıf sosyal becerilerle birleşmesi, arkadaşları ya da ebeveynlerinden dolayı keyifleri kaçan bu kızların ilişkiyi düzeltmek veya kendi sıkıntılarını yatıştırmak için etkili bir şekilde harekete geçmelerini engelliyor. Bunun yerine, huzursuzlukları bulimiya, anoreksiya ya da sadece aşırı tıkınma şeklindeki bir yeme bozukluğunu başlatıyor. Leon'un kanısına göre, bu kızlarda etkili olabilecek bir tedavi, duygusal beceri yetersizliklerini giderecek bir eğitim içermelidir. Bana söylediği gibi, "Doktorlar, bu eksiklikler üzerinde çalışılırsa terapiden daha iyi sonuç aldıklarını görüyorlar. Bu kızların, hislerini tanımlamayı, kendilerini yatıştırmanın ya da ilişkilerini daha iyi idare etmenin yolunu -kötü bir adaptasyon yönemi olan yeme alışkanlıklarına dönmeden öğrenmeleri gerekir."
"Doğa." Bir küvetin içinde karşımda oturmuş, gözlerime bakarken söyledi bunu. "Güvendiğin o adam olmak isterdim."
"Sen zaten o adamsın."
Ediz Çağıran'ın derinliklerinde yüzmüştüm ve orada güvenebileceğim bir adamla karşılaşmıştım. O adama öyle bir inanmıştım ki Ediz bile o inancı söküp alamamıştı oradan.
Bir zamanlar düzenli olarak gittiğim psikolog, "Leon Festinger'ın ortaya attığı bir kuram var," demişti. "Eğer insan inancına ters düşecek bir durumla karşılaşırsa büyük bir psikolojik stresle karşı karşıya kalacaktır ve inancını terk etmek istemeyecektir çünkü inandıklarının yanlış olmasını istemez. Bu yüzden karşılaştığı ters durumlara karşı büyük bir direnç gösterebilir, onları görmezden gelebilir, hatta bu ters savunmaya karşı saldırıda bile bulunabilir. Bilinçaltını farkında olmadan kandırabilir. Peki sen Doğa? İnandıkların uğruna kendini kandırıyor olabilir misin?"
Beni öldürmek üzereyken bir insana güvenmem mümkün değildi ama ona güvendiğimi söylemiştim. Ediz Çağıran benim güvendiğim adamdı fakat o adamı benden hep saklıyordu, buna inanmıştım. Bunun için sebepler bulmuştum kendime, mesela beni kaçırmıştı, değil mi? Başlangıçta öldürmek istediği biriydim, bu gerçeği kenara bırakıp bana o adamı gösteremezdi ama o adam hep oradaydı, bana bakıyordu. Buna inandım.
Yanılmış mıydım?
"Bence kalbi buz gibi. İçindeki bir şey kırılmış. Sizler gibi, kızınız gibi sevemiyor. Siz kızınızı çok sevdiğiniz için bu kadar acı çekiyorsunuz. Leon iyi ya da kötü hiçbir şeyi sizin gibi hissetmiyor."