Mecnun Leyla için deli olmuş
Ben deli divane olurdum
Ferhat Şirin'in aşkına
Dağları delmiş
Ben dünyayı delerdim
Yok benim aşkımın üstüne yok
Hele bir öl de
Ölmezsem namerdim
Sonsöz
Bu romanda benim ve ailemin hayatından izler var ama bir özyaşamöyküsü değil. Fırtınalar arasında sarsılan, savrulan bir ailenin, Leyla, Selim ve küçük Zeynep’in hikâyesi. Bu genç insanları ve yaşamak zorunda kaldıkları acı olayları ve daha sonra “68” olarak anılan bir kuşağın ortak hikâyelerini anlatmaya çalıştım. Çünkü bu aydın kuşak, devletin kahredici hışmına maruz kaldı. Genç insanların hayatları karartıldı, işleri ellerinden alındı. İspanya, Portekiz, Şili, Brezilya, Arjantin, Yunanistan gibi ülkeler dikta boyunduruğundan kurtulduktan sonra 68’lilere ihtiyaç duyuldu ve onlar entelektüel kapasiteleriyle ülkelerinin yönetimine geldiler. Bunu anlamak için Albaylar Cuntası sırasında hapiste ya da sürgünde olan Yunan aydınlarının kurduğu PASOK Partisi iktidarını, İspanya ve diğer ülkelerde cunta dönemlerinden sonra kurulan sosyal demokrat iktidarları hatırlamak yeter. Ne yazık ki Türkiye, sistemin iliklerine işlemiş aydın düşmanlığını asker ve sivil her dönemde sürdürdü; hem sürekli devlet zulmünü hem de Doğu-Batı çelişkisinin yarattığı önyargıları omuzlarında taşımak zorunda kalan bilgili, rafine yüz binlerce insan ülke yaşamından dışlandı. Bazı arkadaşlarımız çok ağır bedeller ödediler.
Bu kitap, fırtınalar içinde yitip giden arkadaşlarımıza bir saygı duruşu olarak da algılanmalı.
Onlar benim yalnızca cildimi okuyorlar, sayfalarıma bakıyorlar, dış yüzümü görüyorlardı ama ben onların dışları kadar içlerini de biliyor, yüreklerinden geçenleri anlıyordum. Bu bana acı veriyordu. Çünkü onların neşeli anları kederli zamanlarından; üzüntüleri de sevinçlerinden daha büyüktü. Görünüşte hemen hepsi mutlu idiler ama derinlerde bir yerlerde daima hüzünlere batmışlardı. "İnsanlar hep böyle mi?" diye düşünmeye başlamış, "Acaba Dicle yamaçlarında bıraktığım sevgili Leylâ'mın da kederleri var mıydı?" diye merak etmiştim.
Bilal kendini o onulmaz keder içinde
kaldırıp dağa taşa atıyor, bildiğiniz Leyla-smı arayan Mecnun gibi. Fena da olmuyor hani. Tabiat tedavi edicidir; kendine geliyor biraz, konuşmaya başlıyor.
İşte geldim, uzaktan kapını çalıyorum
ruhumu bir kuş gibi bahçene salıyorum
intihar etme; titrer acıdan gökler bile
intihar etme; sarar ömrümü sonsuz çile
Kendisi bildim bileli benim hayatımın bir parçası, belki de dost tanımını yakıştırdığım tek insandı. Hatta bazen dost demek de yetersiz kalıyor, sıcaklığını hiç bilemediğim o kardeş tanımına yerleştiriyordum onu.
Hayatım yaşadığım zenginliğin ortasında hep bir şeylerin eksikliğini çekerek geçtiğinden olsa gerek, sahip olduğum şeylere sıkı Sıkıya bağlanmaktan alamıyordum kendimi...