Onlar ‘Kemalist’e özellikle içerliyorlar; çünkü o, ‘Atatürkçü’den farklıdır: adını 20’li yılların (ateş, barut ve kan) emperyalist öfkesinden almıştı; o Müdafaa-i Hukuk ‘mücâhidi’dir ki, aynı zamanda ‘Türkçü’ ve ‘anti-emperyaİist’, ‘Bolşevikler’le de dosttur; onlara ecnebi ajanslar. ‘Kemalist’ diyor, ‘Kemal’in Adamları’ anlamına! ‘Atatürkçü’ deyimi, bir kere Gazi Mustafa Kemal Paşa, ‘Atatürk’ olduktan; daha ilginci, ebediyete intikal ettikten sonra, ortaya atılmıştır daha çok, ‘İnönü Cumhuriyeti’nin, sosyal ve siyasal tavrına ve tutumuna yakıştırdığı, bir ‘etiket’ bu: anti-emperyalizm, es geçilmiştir; Türkçülüğün yerini Yunan/Latin ‘söylemi’ alır; Bolşevik Rusya ile, kara gün dostluğu sona eriyor. Aslında hiç unutulmaması gereken, fakat ısrarla unutturulmak istenen ‘önemli nokta’ acaba şu ‘ayrıntı’da gizli olabilir mi? ‘Mason Locaları’, Gazi’nin Cumhuriyeti'nde yasa dışına çıkarılmıştı; İnönü Cumhuriyeti’nde serbest bırakılmıştır. Fahrettin Paşa (Altay) Büyük Taarruz’un o baba’ Süvari Kolordusu Kumandanı, Çankaya Hatıralarında (1925), şaşırtıcı bir misafirden söz eder:
az sonra isminin Râsim Ferit olduğunu öğrendiğim, şaşı gözlü bîr doktor gelerek Atatürk’ün elini öptü ve işaret edilen yere oturdu, konuşmaya başladı. Kendisi ‘Mason’ imiş, sözleri de ‘Masonluk hikâyeleri' Atatürk, bir zamanlar kendisini de Mason yapmak istediklerini, fakat kabul etmediğini söyledi. İstanbul’da Mason Üstad-ı Azami, Temyiz (Yargıtay) aza sından Servet isminde bir zatmış, istifa ettirmiş...” (On Yıl Savaş, s. 408. lnsel Yayınları, 1970)