Egoyu öldüren tek şey aşktır.
Gerçek, derin, tutkulu, özverili, canını verecek, kendi kimliğini silip eritecek, yok edecek kadar büyük bir aşk.
Böyle bir esrimenin karşısında ego yaşayamaz, insan üzerindeki egemenliğini sürdüremez. Yenilmeye mahkumdur.
Kendi varlığını başka bir varlık içinde eritmek isteyen kişi çok güçlüdür. Yenen değil yenilen olmak ister; kazanan değil kaybeden, bencillik değil fedakarlık yapan olmaya çalışır.
Çünkü ego onun efendisi değildir artık. Adına aşk denilen yeni bir efendisi vardır.
Zamanların en iyisiydi, zamanların en kötüsüydü, hem akıl çağıydı hem aptallık, hem inanç devriydi hem de kuşku, aydınlık mevsimiydi, karanlık mevsimiydi, hem umut baharı hem de umutsuzluk kışıydı, hem her şeyimiz vardı hem hiçbir şeyimiz yoktu.
Enis Doko'nun bu kitapta amaçladığı, yaygın bir mitle hesaplaşmak ve Newton'un görüşleri üzerinden şu mesajı vermektedir: Bilim tarihi, düşünüldüğü gibi, "dinle çatışmanın tarihi" olmaktan çok uzaktır. Bilim insanları sanıldığı -ve bazıları tarafından umulduğu- gibi dini, kendilerini sınırlayıcı, kendisinden kurtulunması gereken bir unsur olarak görmemiştir. Tersine birçok bilim insanı, yukarıda da belirttiğim gibi, bilimi, Tanrı'ya ulaşmada bir araç olarak görmüş, bu motivasyonla bilim yapmışlardır. Yani insanı cehaletin değil, bilimin Tanrı'ya götüreceğine inanmışlardır. Bu eser mütevazı hacmine karşılık bu iddiayı örneklendirmesi bakımından büyük önem taşımaktadır.
Doç. Dr. Alper Bilgili
Çevrenize bakın. Nerede yaşarsanız yaşayın nasıl bir toplumun parçası olursanız olun insanların çoğunluğunun dış dünyada yaşadığını görürsünüz. Daha aydın olanlar ise daha çok iç dünyalarıyla ilgilenmektedirler. Onlar iç dünyanın dış dünyayı yarattığını fark etmişlerdir; bunu siz de fark edeceksiniz. Düşünceleriniz, duygularınız ve hayalleriniz, deneyimlerinizin düzenleyici prensipleridir. Tek yaratıcı güç, iç dünyadır. İfade dünyanızda bulduğunuz her şey, sizin tarafınızdan zihninizin iç dünyasında, bilinçli ya da bilinç dışı olarak yaratılmıştır.