Yaşayacaksın Selim. O an ne getirecekse yaşayacaksın. Var olabilmek için yaşamın içinden geçip gidebilmeliyiz, yaşamın getirdiği her anın. Nefesi tutmamalıyız artık, nefes alıp vermeye devam ederek önümüze gelen ne ise yaşamalıyız
Çare diye ilişkilere, maddelere, işe, yemeye, alışverişe, paraya, estetiklere, kısaca yapışılacak, iyi hissetmek adına medet umulacak ne varsa yapışmak. Çünkü bilinçsiz insan için, bu dünyada bir kurban olan kendisi dışındaki her şey iki gruba ayrılır: Kurban edenler ve çare olabilecekler. Oysa bu dünyada ne seni kurban eden ne de çare olabilecek bir sey yoktur kendinden başka.
İçim inanılmaz derecede hüzünle dolsa da, o ana da teslim oluyorum. O hüznün içinden geçiyorum. Her şey geçici bu âlemde. Acı da, hüzün de ve bunlar gibi istemediğimiz her duygu da. İçinden geçebilirsek, onu getiren anlarla birlikte geçip gidiyor, er ya da geç. Ama direnirsek acı ve ıstıraba, hüzün koyu bir karanlığa dönüşerek yapışıyor varoluşumuza. Bu nedenle cesaretle kendimizi açmak gerekiyor yaşamın her an getirdiği farklı deneyimlerde oluşan duygulara.
Gerçek olmayanın süreklilik gösteremeyeceğini biliyordum. İnsanlara önce değişim ile dönüşüm arasındaki farkı anlatabilmeliydim. Değişim, pek çoğumuzun yaşamda örneğini pek çok kez gördüğü gibi
kalıcı değildir. Çünkü yapışta farklılaşmayı içerir. Zihnin bir çözümüdür hesapta. “Ben değiştim artık, böyle böyle yapacağım,” gibi söylemlerle destekleyerek bir şeylerin farklı olacağım zannetmemizi sağlar. Bir süre öyle gözükse bile kendimizi başlangıçtakine benzer bir noktada buluveririz. Dönüşüm ise oluşta bir farklılaşmayı içerir, insanın çakma kimliğini kırarak, oluşu üzerinde çalışması ile gerçekleşir ve kalıcıdır, işte bu yüzden programım üzerinde çalışırken, “Oluş” ilminin inceliklerini özellikle de kendi deneyimlerimden süzerek, en basit haliyle nasıl anlatabileceğimin planlarını yapıyordum.