Hamza… Hamza… Nasıl tarif etsem ki? Haydi, biraz çabalayayım. Başlıyorum. Bir… İki... Üç… Bir kitap düşünün; ana karakteri sizden biri olsun, hem de 21 yaşında olsun, dertli bir genç olsun yani başkalarının dertleriyle dertlenebilen biri olsun (bu zamanda kaldı mı öyle biri diyebilirsiniz) , her sayfası tokat gibi olsun ve kalplere tesir etsin, kafiyeler havada uçsun, altı çizilmeyen yer kalmasın (neredeyse her sayfada altı çizilen bir yer olsun), öğretsin ama sıkmasın, ana karakter hazırladığı ansiklopedik lügat ile sizi güldürsün hem de düşündürsün, üslubuyla sizi etkilesin (çok farklı bir üslup ve ben bunu çok ama çok sevdim), bittikten sonra; düşündürsün, içinizi ürpertmek suretiyle sanki en yakın dostunuzu kaybetmişsiniz gibi sizi hüzünle baş başa bıraksın, içinde okumanız gereken kitaplar hakkında öneriler versin, yazarın diğer kitaplarını da araştırıp hepsini sipariş verdirme isteği oluştursun. İşte böyle bir kitap Hamza. Alınız, okuyunuz, okutunuz…
Üstad kalemini, ilmini, sanatını bu eserinde Kainat'ın Efendisini anlatmak için kullanmış. Anlatımını ayetler, hadisler ile öyle bütünleştirmiş ki kendi ifadesiyle bir sanat eseri, nacizane benim fikrim bir şiir gibi koca bir kitap yazmış.
Peygamber'imizin hayatını, güzelliğini, öğretisini, olayları birbirinden koparmadan arada bizim anlamamız için akıl ve kalp kapıları aralayarak sunmuş ve okurken kopmak bir yana elinizden düşüremeyecek, hayran kalacak, tebessüm edecek, göz yaşlarına boğulacaksınız.
Üstadın yıllarını vererek yazdığı bu kitabın siyer kitapları içerisinde okunması gereken bir Şaheser olduğunu düşünüyorum. İKRA...
Bir arkadaşın tavsiyesi ile okuduğum ve bana çok şey kattığını düşündüğüm ilk Necip Fazıl kitabım oldu. Onu anlamak için bence okunacak ilk kitabı da bu olmalıdır.
Necip Fazıl’ın doğumu, çocukluğu, okul hayatı, mahkeme ve hapis hayatının yanında gelişen iç sıkıntıları, düşünceleri, sürekli bir sorulara cevap arayan ve manevi hayatını; kısaca kendi hayatını anlattığı eser. Aslında kitap da kendi hayatından çok insanları aydınlatmayı amaçlamış. İslamı anlatmış. İslam ile gelen huzuru anlatmış. Korkularından kurtuluşunu anlatmış. Örnek olarak da kendi hayatını kullanmış hep anlatmış…
Hayatını ‘O’ dediği kişi ile tanışmadan önce, tanıştıktan sonra ve o günden beri olmak üzere üç bölüme ayırmış. Tanışmadan önce İslam’a uygun olmayan deli dolu bir hayat sürerken, tanıştıktan sonra hayatı değişmeye başlıyor. Onun yanında bulunmak onu o kadar etkiliyor ki hayatının dönüm noktasını yaşıyor. O günden beri olan kısımda ise İslami bir aşkla yanıp tutuşan biri haline geliyor. Üstat diye boşuna demiyorlarmış adama.
Tasavvuf ile ilgili birçok kelime olduğu için Lügat kullanma ihtiyacı hissettim. Yine de bana göre akıcı bir anlatımı olduğu için sıkılmadan okudum. Bazı düşüncelerim değişti. Özellikle tarikatlara olan katı tavrımı yumuşattı. O dediği kişi benim düşünceme göre Abdülhakim Arvasidir. Kitabın sonunda o'na hitap etmiş. Bir insanı baştan sonra değiştiren bir velinin sözlerini ve bazı kerametlerini okuyoruz.
Kitap da o kadar güzel cümleler var ki hayran kalmamak, üzerinde düşünmemek elde değil. Hepsini not almama rağmen hepsini buraya ekleyemem. Eğer benim gibi tarikat olaylarına olumsuz, yanlış yolda olduklarını düşünüyor kısaca katı bir bakış açınız varsa ya da bu adam nasıl herkesin Üstat dediği biri haline geldiğini merak ediyorsanız okumanızı şiddetle tavsiye