Bu fenâ mülküne ibretle nazar kıl ey can
Gafleti eyle heba, hâli değildir meydan.
Kanı Sultan Süleyman, kanı İskender Han,
Sadhezâr ömrü sürûr ile geçirsen, bir ân.
Ne güle ne bülbüle bâki, a gözüm bağ-ı cihan,
Kime yar oldu muradınca felek-i devr-i zaman.
Tama’vü hırsa uyup nefs ile mahkûr olma,
Rahatın zâil olur nâm-ı meşhur olma,
Sohbet-i ârif-i billaha eriş, dûr olma,
Saltanat-ı mesned-i dünya ile mağrur olma.
Sör Aleksi’nin hiç dilinden düşürmediği bir söz vardı: “Kızlarım, ümitsiz hastalıkların, mukadder felaketlerin son bir ilacı vardır. Tahammül ve tevekkül. Elemlerde bir gizli şefkat var gibidir. Şikayet etmeyenlere, kendilerini güler yüzle karşılayanlara karşı daha az zalim olurlar.”
"Evet, öyle," dedi Düşes, "ve buradan çıkaracağımız ders: Ah 'dünyayı döndüren şey sevgidir sevgi!' "
"Bir başkası da bana bunun herkesin kendi işine bakması olduğunu söylemişti!" diye fısıldadı Alice.
" Ah, neyse! İkisi de hemen hemen aynı anlama geliyor," dedi Düşes.
“Hedef belirlemenin amacı oyunu kazanmaktır. Sistem inşa etmenin amacı ise oyuna devam etmektir. Gerçek uzun vadeli düşünme tarzı, hedefsiz düşünmektir.”
Görülüyor ki, islâm dîninde, cihâd demek, memleketleri yıkmak, insanları öldürmek demek değildir. İnsanlara islâmiyyeti tanıtarak, kendiliklerinden seve seve müslimân olmalarına çalışmak demekdir. Peygamberimiz “sallallahü aleyhi ve sellem” ve Eshâb-ı kirâm “radıyallahü teâlâ anhüm ecma’în” ve hakîkî müslimân olan islâm devletleri, meselâ Osmânlılar, hep böyle cihâd etdiler. Güçsüz, savunmasız insanlara saldırmadılar. Bu insanlara islâmiyyetin ulaşdırılmasına, tanıtılmasına mâni’ olan, islâm düşmanı, kâfir diktatörlerle, emperyalistlerle ve müslimân ismini taşıyan bid’at sâhibi bölücülerle harb ederek, bunların sömürücü, ezici güçlerini yok etdiler. Bu işkence güçlerinin altında inleyen insanları kurtararak hürriyyete kavuşdurdular. Onlara islâmiyyeti öğretip, kendiliklerinden seve seve hakîkî müslimân olmalarına, ebedî se’âdete kavuşmalarına sebeb oldular.