İnsanlık tarihinde kimi isimler vardır; onların varoluşlarını sadece sanat ya da edebiyat içinde değerlendirmek haksızlık olur. Lorca da onlardan biridir. Çünkü o, şiiri sadece estetik bir uğraş olmaktan çıkarıp insanın en derin yaralarına dokunan bir dile dönüştürdü. Dizelerinde aşk kadar ölüm, umut kadar keder ve özgürlük kadar korku vardır. Bu yüzden Lorca’yı okurken insan ruhunun en karanlık ve en aydınlık yanlarıyla karşılaşırsınız. Benim için Lorca, hakikatin bedelini ödeyen büyük yazarlardan biridir. Uçurum’u yazarken de birçok kez onun sesini, yalnızlığını ve dünyaya karşı direnen o kırılgan ama güçlü ruhunu düşündüm, romanın önemli bir omurgasında Lorca’ya da yer verdim. Çünkü bazı yazarlar sadece eser bırakmaz; kendilerinden sonra gelenlerin zihnine ve vicdanına da yerleşir.
Bugün, doğumunun 128. yılında Federico García Lorca’yı saygıyla anıyor, onun susmamayı bir direniş gösterisine dönüşen sözleriyle hepinizi selamlıyorum:
“Bu dünya beni boğuyor ama susmak en ağır zincir.”
Federico Garcia LorcaSerhat KayaUçurum
Visar Zhiti, hayatı ve eserleriyle belki de ulusunun tarihini en iyi yansıtan Arnavut yazarıdır. (...)
(...)1973'te, Tiran'da Komünist Parti'nin Dördüncü Genel Kurul
Hayır bi de elide lorcani bulsa nasıl atın sırtına atsın çekiştirsin etsin o fey en az bir 100 kilo vardır
petra
@gudinnepetra
·
Kül Krallığı Şuan kitaptaki tüm karakterlerden nefret ediyorum. Lorcan'i umursamamaları o kadar büyük bir olay değil ama Elide'ı niye gönderiyorsunuz abi? Kızın ayağı sakat sürekli acı içinde binip kaybolmasın niye izin veriyorsunuz? Niye onun yakasından tutup içeride tutmuyorsunuz?