"Bir şey nasıl olup da kendi zıddından ortaya ç ı k a b i l m i ş t i r? Örneğin hakikat yanılgıdan? Ya da hakikat isteği aldanma isteğinden?
Sayfa 6 - Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları
Her Mü'min, Müslümandır. Fakat, her Müslüman, Mü'min değildir. Eshab-ı kiramdan Sa'd b.Ebî Vakkas: "Yâ Resûlallah! (Mü'minlere verilecek mallardan) filana verdin, filan kimseye ise vermedin. Halbuki, o da, Mu'mindi?" dediği zaman, Peygamberimiz: "Ona, Mü'min deme! Müslüman de!" buyurmuştur. Kur'ân-ı Kerimde de, bu hususta şöyle buyrulur: "Bedeviler, (Biz, İman ettik!) dediler. Onlara, de ki: (Siz, İman etmediniz amma, bâri (Müslüman olduk!) deyiniz. İman, henüz, sizin kalblerinize girip yerleşmemiştir.
Sayfa 21 - Hucurat 14
Din İslam
Reklam
Neyi Yapabiliriz? – Dürtülerimize bir bahçıvan gibi davranabiliriz ve çok az kişi bilir bunu; öfkenin, merhametin, endişelenmenin, kibrin tohumlarını sırıktaki güzel bir sebze fidesi gibi verimli ve yararlı olacak şekilde yetiştirebiliriz, bunu bir bahçıvanın zevkiyle ya da zevksizliğiyle ve Fransız, İngiliz, Hollanda ya da Çin tarzını andırırcasına yapabiliriz; idareyi doğaya da bırakabilir ve yalnızca şurada ya da burada biraz güzelleştirme, biraz temizlikle yetinebiliriz; son olarak da hiçbir bilgiye sahip olmadan ve hiç üstünde düşünmeden bitkileri doğal kolaylıklar ve zorluklar içinde yetişmeye ve kendi aralarındaki mücadelelerini sürdürmeye bırakabiliriz, – böyle bir yabanıllıktan zevk alabilir ve bizi sıkıntıya soksa da özellikle bu zevki almak isteyebiliriz. Tüm bunları yapabiliriz: Ama kaçımız biliyor önümüzde bu seçeneklerin olduğunu? Çoğu kimse t a m a m l a n m ı ş , b i t m i ş olgular gibi i n a n m ı y o r m u kendine? Büyük filozoflar, karakterin değiştirilemezliği öğretisiyle, bu önyargının üzerine bir de mühürlerini basmadılar mı?
Sayfa 301·Kitabı okudu
Alıntı
Osmanlı Sultanlarının Halifeliği Sorunu
Bir rivâyete göre, Selim tarafından İstanbul'a gönderilmiş olan Halife Al-Mutawakkil Ayasofya Camii'nde hilâfeti resmen pâdişaha terk ve ferag etmiştir. M. d'Ohsson ve sonra M. Ata, eserlerinde bu rivâyeti yaymışlardır. Gerçekte, 1774'te Kırım Hanlığı'nın bağımsızlığı konusu ortaya çıktığı zaman Osmanlı padişahı, Ruslara karşı bu Müslüman devleti üzerinde halife sıfatıyla birtakım haklarını devam ettirmek iddiasında bulunmuş, Abbasî halifeleri zamanında tespit edilmiş klasik hilâfet nazariyesi öne sürülmüştü. Daha önceleri 1727 Ekimi'nde İran'a hâkim olan Afgan Şahı Eşref'le yapılan antlaşmada, Osmanlı padişahı bütün Müslümanların halifesi olarak tanınmıştır. Osmanlılar, Nadir Şah'a aynı şeyi kabul ettirmeye çalışmışlardır. Klasik hilâfet görüşü, 1258'de Bağdad'ın Mogollarca işgali ve Abbasîlerin yok edilmesi üzerine her İslâm sultanı tarafından taşınan genel bir unvandan başka bir şey değildi ve eski anlamını tamamıyla kaybetmişti. Mekke ve Medine'nin ve hac yollarının hâmisi olmak ise İslâm dünyasında üstünlüğü belirten bir sıfattı. Vaktiyle Abd Allah b. Zubayr, Muaviye'ye karşı Ka'be'nin hâdimi ve Hacc reisi olmakla üstünlük iddiasında bulunmuştu. Şahruh, Muharrem 833'te (1429 Kasım) Ka'be'yi örtü ile örtmek ve Mekke'de çeşme yaptırmak istediği zaman Mısır Sultanı bunu bir üstünlük iddiası sayarak reddetmişti. Fâtih Mehmed'in hac yolları üzerindeki kuyu ve çeşmeleri tamir arzusu aynı şekilde Memlûk sultanınca olumsuz karşılanmıştı. Selim'in Şirvanşah'a gönderdiği Mısır fetihnâmesinin, "Büyük Hilafet" anlayışını yansıtmak bakımından özel bir önemi vardır. Selim, bu mektupta, Memlûklerin Hicaz hac yolunu "Arap eşkiyasından" koruyamadıklarını, kendisine Allah tarafından İslâmiyet kanûnlarını düzene koyma ve Ka'be mahmillerini techiz vazifesi verilmiş olduğunu ifade
Sayfa 144 - İş Bankası Kültür Yayınları·Kitabı okudu
Tarih
Diyar-ı Bekr
Kadim bir geçmişe sahip bu şehrin eski ismi Amid'dir. Rivayete göre bu isim, Hazret-i İbrahim'in (a.s.) torunlarından Amid b. Bülendi'den gelir. Hazret-i Ömer (r.a.) döneminde (M. 639) Müslüman ordularınca fethedildikten sonra,Dicle kıyısında yaşayan Rebia Arapları'nın iki büyük kabilesinden biri olan Bekr b. Vâil kabilesi buraya yerleşti; bölge Diyâru Bekr veya Diyâr-ı Bekr olarak isimlendirilmeye başlandı. Bu ismin ne zamandan beri kullanıldığı kesin olarak bilinmese de 8. asırdan itibaren kaynaklarda yer aldığı tespit edilmiştir.
Sayfa 18 - İsmi ile Müsemma Olamayan Şehirler·Kitabı okuyor
1000Kitap
İmam-ı Rabbanî Ahmed Farukî Serhendî (kuddise sırruhu)
İmam-ı Rabbanî, h. 971/m. 1563 yılında Hindistan'ın, şimdi Pencap eyaletine bağlı ve Delhi'nin kuzeybatısında bu-Junan Serhend şehrinde dünyaya geldi. Serhend, Hindistan'ın Lahor şehrine bağlı, o zamana göre önemli bir yerleşme merkezidir. İmamı Rabbanî'nin asıl adı Ahmed Farukî'dir. Doğduğu yere nisbetle İmam-ı Serhendî de denilmektedir. Daha sonra kendisine "Müceddid-i Elf-i Sâni" unvanı verilmiş ve İmam-ı Rabbanî adıyla meşhur olmuştur. Ki "Rabbanî" demek: eğitip terbiye eden, yetiştiren ve Rabb'e mensup hakiki dindar... kişi demektir. Babası: Abdülehad olup, âlimleriyle tanınmış bir aileye mensuptur. Ahmed Farukî'nin baba tarafından nesebi, Abdullah ibni Ömer yoluyla Halife Hz. Ömerü'l-Faruk'a (ra) dayanmaktadır. Yani Hz. Ömer radıyallahü anh'ın 28. torunudur. İmam-ı Rabbanî'nin dedelerinden Ferruh Şah da, Hindistan'ın Müslümanlar tarafından fethedilmesinde rol oynamıştır. Ferruh Şah, Gazne Kâbil taraflarından gelmiş ünlü bir kumandan ve devlet adamıdır. Babası Abdülehad b. Zeynelabidin (ks) hem şerî ilimlerde hem de tasavvufta ileri derecede bir kimse idi. Onun ilme in-tisabı hususunda da kaynaklar şu bilgiyi verirler: Abdülehad b. Zeyneläbidin, erken yaşlarda, büyük veli Şeyh Abdülkuddüs'e (ölümü: 991/1538) intisapla tasavvuf eğitimi disiplinine girmek istemiştir. Fakat Şeyh Abdülkuddüs, Abdülehad'a, önce şeriat ilimleri ve hadis üzerine çalışmasını tavsiye etmiş, Şeyh Abdülehad de geri dönüp çalışmasına başlamıştır. Bu meyanda birçok alimi ziyaret etmiş ve bu amaçla bazı yerlere seyahatlar yapmış, böylece din ilimlerinde ilerlemiştir. Nitekim İmam-ı Rabbanî de "Risale-i Tahliliyye" isimli eserinde babasının "Kenzü'l-Hakaik" isimli bir eserinden bahsetmektedir. İmam-ı Rabbanî biyograficisi Muhammed Hâşim-i Kışmî de O'nun "Esrârü't-Teşehhüd" isimli bir
Sayfa 103·Kitabı okudu
İslâm Dini
Reklam
Reklam