Tevbe Suresi
8. Evet, nasıl olabilir ki, size karşı bir zafer bulsalar, (ellerine bir fırsat geçse üstünüze çıksalar), hakkınızda ne bir "zimmet" gözetirler ne de bir yemin. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışırlar, kalpleri ise buna karşı çıkar durur. Zaten çoğunluğu insanlıktan çıkmış fasıklardır. 9. Allah'ın ayetlerini az bir değer karşılığında sattılar da, Allah yolundan engellediler. Gerçekten bunlar ne kötü şeyler yapmaktalar! 10. Bir mü'min hakkında ne bir yemin gözetirler, ne de bir zimmet... Bunlar öyle saldırgandırlar... 11. Bundan böyle eğer tevbe ederler, namazı kılar ve zekatı verirlerse, o zaman dinde kardeşleriniz olurlar. Bilecek bir toplum için biz ayetlerimizi ayrıntılı bir şekilde açıklarız.
Âyet-i Kerime meali
"Allah için hakkı ayakta tutan adaletli şahitler olun." el-Mâide 5/8
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
"Necip Fazıl'a katılmadığım bir düşüncesi!"
"Bir masumu haksız yere suçlamaktansa, on suçluyu cezasız bırakmayı tercih eden sözde medenî hukuk ölçüsüne karşılık, bütün milleti ölüme sürükleyici tehlike ânında gerekirse 1 suçlu yanında 10 masuma kıyacak kadar sert kanun..." ​ "1970 ile 1980 yılları arasındaki o büyük kargaşa ikliminde söylenmiş bir sözdü bu: 12 Eylül darbesi, suçluyu cezalandırma iddiasıyla gelirken, ne yazık ki kurunun yanında yaşın da yanmasına sebep olmuş, masumların hayatını da acımasızca yakmıştır." Bu çelişkili veya sert durum, İslam hukukunda (Fıkıh) çok net ve üzerinde ittifak edilmiş kurallarla cevaplanmıştır. ​Doğrudan söylemek gerekirse: Metinde savunulan "1 suçlu için 10 masumun feda edilmesi" anlayışı İslam hukuk felsefesine (makâsidü'ş-şerîa) kesinlikle uygun değildir. İslam dini, olağanüstü durumlarda veya devletin bekası gerekçesiyle bile olsa masum insanların kasten feda edilmesini kabul etmez. ​İslam hukukunun bu konudaki temel yaklaşımlarını şu başlıklarla özetleyebiliriz: ​1. Masumiyet Karinesi ve "Şüphe" İlkesi ​Metnin ilk kısmında "sözde medenî hukuk ölçüsü" diye küçümsenen kural, aslında İslam hukukunun en temel sütunlarından biridir. Hz. Muhammed'in (s.a.v.) bu konuda çok net bir hadisi vardır: ​"Ceza vermektense affetmekte (hata etmek), hata ile ceza vermekten daha hayırlıdır. Şüphelerle cezaları düşürün." (Tirmizî, Hudûd, 2) ​İslam hukukçuları bu hadisten yola çıkarak "Beraat-i zimmet asıldır" (Aksi ispatlanana kadar herkes masumdur) ilkesini geliştirmişlerdir. Yani İslam, 10 suçlunun cezasız kalmasını, 1 masumun haksız yere cezalandırılmasına her zaman tercih eder. ​2. Suçun Şahsiliği İlkesi ​Metindeki "1 suçlu yanında 10 masuma kıymak" ifadesi, İslam'ın en katı olduğu "Suçun Şahsiliği" ilkesini tamamen çiğner. Kur'an-ı Kerim'de defalarca şu ayet
fal okları
Cahiliye Dönemi’nde kullanılan fal okları, uçlarında demir parçası ve kanat bulunmayan ince oklardı. Cahiliye Arapları, üzerlerine “evet”, “hayır” veya benzeri seçenekler yazarak bunları bir işe başlamadan önce karar vermek amacıyla kullanırlardı. Çeşitli milletlerde görülen bu tür fal uygulamalarının kökeni oldukça eski dönemlere uzanmaktadır. Nitekim Kitâb-ı Mukaddes’te yer alan bilgilere göre, Kudüs’ün fethi öncesinde Buhtunnasr da benzer bir uygulamaya başvurmuştur. Kur’ân-ı Kerîm’de iki yerde zikredilen fal okları, şeytanın işleri arasında sayılan kısmet çekme uygulamasının bir aracı olarak değerlendirilmiş ve bunlara başvurulması yasaklanmıştır (el-Mâide, 5/3, 90). Hz. Peygamber (sav) de Hz. İbrahim ile oğlu Hz. İsmail’i ellerinde fal oklarıyla tasvir eden bir resmi görünce onun imha edilmesini emretmiş ve bu iki peygamberin asla fal okları kullanmadıklarını ifade etmiştir (Buhârî, Enbiyâ, 8). Cahiliye Arapları; yolculuğa çıkma, savaşa gitme, evlenme, ticaret yapma, su kuyusu açma ve nesep tespiti gibi kendilerince önemli gördükleri işlere başlamadan önce, tahtadan yapılmış ve kanat takılmamış ince okların üzerine “yap” ve “yapma” gibi ifadeler yazarak bunları bir torbaya koyarlardı. Daha sonra içlerinden birini çekerek çıkan sonuca göre girişecekleri işin kendileri için uğurlu veya uğursuz olduğuna inanır ve buna göre hareket ederlerdi. Bazı rivayetlerde ise fal oklarının, beyaz çakıl taşlarından yapılmış tavla zarlarına veya satranç taşlarına benzer nesneler şeklinde olduğu da ifade edilmektedir.
Sayfa 65
İnsanın kararları, duygularının etkisi altında kaldıkça adaletten uzaklaşma ihtimali artar. Özellikle sevgi/bağlılık ve öfke/nefret duygularının oluşturduğu ön yargilar insanin adil olmasının önündeki en ciddi engellerdir. Kur'an-ı Kerim bizi bu iki üç duygunun sürükleyeceği haksızlık konusunda bilhassa uyarır. "Ey İnananlar! Allah için adaleti ayakta tutup gözeten şahitler olun. Bir topluluğa olan öfkeniz sizi adaletsizliğe sürüklemesin; adil olun, bu, Allah'a karsi gelmekten sakınmaya daha yakındır. Allahtan sakının, doğrusu Allah işlediklerinizden haberdardır." (Maide, 8)
Edebiyat