“Eğer ağlamakla ahlak düzeltmek mümkün olaydı dünyada çocuklardan uslu akıllı kimse bulunmazdı...”
Selaammm millet! Türk Edebiyatı Klasikleri arasında kitaplarını okumaktan en zevk aldığım yazarın Hüseyin Rahmi Gürpınar olduğunu bilen bilir, kendisi yaşadığı çağdaki Türk toplumunun geçirmekte olduğu kriz ve değişimleri gözlemci bir mizah diliyle ele almakta çok usta olduğunu her eseriyle kanıtlamış, benzeri az bulunur bir şahsiyet. Bugün ben de, toplumsal ve ekonomik eşitsizliklerin, kadın erkek ilişkilerinin konu edinildiği trajikomik bir eserini yorumluyorum: “Mürebbiye” romanını.
Matmazel Anjel, doğup büyüdüğü Paris’in fuhuş çöplüğü kenar mahallelerindeki sefil hayatını geride bırakıp, zengin bir ailenin hanımı olmayı kafasına koymuştur. Kaderi, birkaç masumun eğitim ve terbiyesinden sorumlu öğretmen olarak İstanbullu Dehri Efendi ailesinin evinde görevlendirilmesiyle değişiverir. Mürebbiyelik Anjel’e istediği kazancı sağlayamayınca, aralarına karıştığı aile üyeleri içinde genç, ihtiyar birkaç erkeği gözüne kestirir. Onları fethetmek için hazırladığı dehşetli programı derhal uygulamaya girişir. Ev ahalisi giderek birbirine düşer, sınırlar zorlanır ve finalde büyük bir sürpriz onları beklemektedir.
Paul Bourget, Paul de Kock, Alfred de Musset gibi Fransız yazarlardan çeviriler yapan Gürpınar'ın başkahramını bir Fransız olan bu romanında doğal olarak çok sayıda Fransızca kelime, cümle ve isimle karşılaşıyoruz. Türk toplumununun geleneklerine tezat teşkil ettiği için gülünç durumlara düşen, alafranga, züppe ve dejenere tipleri yansıtan Amca Bey, Sadri ve Şemi’nin Mürebbiye Anjel ile olan trajikomik aşk maceraları sayesinde de bol bol eğleniyoruz. Kitabın sonundaki şaşırtıcı sürpriz, çok kitap okuyanlarımız için bir gizem niteliğinde olmayabilir ki ben o sonu