Şiirime Dair
Ne binecek sırma pelerinli bir atım
ne bilmem nerden geliratım
ne mülküm, ne malım var.
Sade bir çanak balım var.
Rengi ateşten al
bir çanak bal
Balım herşeyim benim...
Ben
mülkümü ve malımı
yani bir çanak balımı
koruyorum haşerattan.
Bekle kardeşim bekle..
Çanağımda balım olsun,
gelir arısı
Bağdattan
Ben ölmeyi, beden hücrelerimin çürümesini öyle çok düşündüm ki, korkmaz oldum ölümden; hayır, aksine, yok olmayı gerçekten ister oldum. Yalnız bir sey ürkütüyordu beni: Beden zerrelerimin ○ aşağılıkların zerrelerine karışabileceği düşüncesi. Bunu düşünmeye tahammül edemiyor, öldüm mü upuzun parmaklarım olsun istiyordum: ○ uzun, hassas parmaklarla kendi zerrelerimi bir bir toplar, avuçlarımda saklar, kendi malım olan zerrelerimin, ○ aşağılık adamlanın bedenlerine geçmesini böylece önlerdim.
KUMARHANE GARSONU – Babalık! Kaldır başını! Şafak söküyor!
(Reis Bey, başını kaldırıp pencereye bakar. Kumarhane garsonu, elindeki çayı, şapırdatarak içmeğe başlar.)
REİS BEY – Tıpkı çocuğu astırdığım günün şafağı...
KUMARHANE GARSONU – O da burda, hem de şu oturduğun banko üzerinde kaç şafak seyretti!
REİS BEY – Onun çile mirasçısı şimdi benim... Bütün bıraktıkları, malım...
KUMARHANE GARSONU – Sen onun gibi kumar oynamıyorsun! Eroin almıyorsun! Nasıl mirasçısı olabilirsin? Sabaha kadar, bu akrep yuvasında tıkılıp kalmaktan muradın nedir? Hâlâ anlayamadık!
REİS BEY – Muradım akreplerle halleşmek, onları okşamak...
KUMARHANE GARSONU – Ne çıkacak bundan?..
REİS BEY – Yumuşayacaklar... Ağlamayı öğrenecekler...
KUMARHANE GARSONU – (Çayını hopurdatır) Akrepler ağlamayı öğrenecekler ha!.. Gülmeyi desen neyse...
REİS BEY – (Tane tane) Akrepler ağlamayı öğrenecek... Taş öğrenir de ağlamayı, akrep öğrenemez mi?
KUMARHANE GARSONU – Neredeymiş ağlayan taş?
REİS BEY – Karşında... Ben!..
KUMARHANE GARSONU – Senin bu akıl ermez halini hoş görüyorlar ama, belli olmaz; yarın mahkûm ettiklerinden biri çıkıp gelir, seni benzetir burada... Öyle, kaybedenlere para vermen, arkalarına düşmen seni kurtaramaz.