Through not observing what is in the mind of another a man has seldom been seen unhappy; but those who do not observe the movements of their own minds must of necessity be unhappy.
Topluluk önünde konuşma konusunda kötü değildim. Aslında konuşmaya başladıktan sonra bunda oldukça iyi olduğumu düşünüyordum. Herkesin beni duyabilmesi için sesimi nasıl ayarlayacağımı biliyordum. Kelimelerimin takılıp kal maması için her zaman önceden nefes egzersizleri yapıyordum.
Canlı ve eğlenceli olmak için çok çalışıyordum.
Beni korkutan, sunuma başlamadan önceki anlardı. Her za man bir şeylerin ters gideceğini düşünüyordum. Ezberlediğim her şey zihnimden uçup gidecek ve her şeyi unutacakmışım gibi geliyordu. Terlemeye başlayacaktım. Yüzüm kızaracaktı. Bayılacak gibi olacaktım.
Fakat bir kez başladığımda genellikle kendime geliyordum.
Sadece başlamam gerekiyordu. Sonra farkına bile varmadan her şey bitiyordu. Her zaman duyduğum şeyi duyacaktım: Vay be, Prudence. Çok doğal görünüyorsun. Sen harika bir anlatıcısın.
Sunum güzel hazırlanmış.
Çılgın ruhumu sakinleştirecek sözler işte.
En azından öğretmenlerim genellikle böyle şeyler söylü yordu. Öğrenci arkadaşlarım pek ilgi gösterme zahmetine girmiyorlardı.
Bu benim için sorun değildi.
Sâkıy, kerem et, aklım başımda değil; hiçbir şeye al- dırış etmemek bağıyla bağlanmış ayağım.
Şarap sun; çünkü bu dert, çâresiz bir dert; söz denizininse kıyısı, bucağı yok.
Bu uçsuz, bucaksız deniz dalgalanmasın mı? Söylemiyeyim mi ben? Sen insâf et.
Şarap nûrunu esirgersen, gönül ayını bulut altında gizlemiş olursun.
Paramparça olmuş gönlümüzden kork; ipek kumaşını, ipek elbisesini, ateşimizden sıçrıyan kıvılcımlardan sakın.
Başımda, kenarı görünmiyen heves denizi dalgalanmada; sözden ne çıkar? Sözden ne çıkar? Söz dediğin bir ne- festen ibârettir; bir solukta söylenir gider.
Sâkıy, yardım et bana; muhtâcım ben, lâyığım bu yardıma; gam pazarında gamı beğenmişim; onu almıya niyet etmişim ben.
Bana nice söz söyleme parası gerek ki gam cinsinden dilediğim şeyleri alayım.
Söz söylemek, ama sarhoşluktan, düşkünlükten, kırık- dökük hâlden bahsetmek gerek.
Şarap sun ki söz sona erişti; gam sermâyesi tükendi.
Müşkil olan da șu ki daha başlarken, sır díbâcesi bile düzenlenemedi.
Ey letâfet gülü, şarap sun bana; hem de ne anlatıyorum, bir sor.
Mâná meclisinin şarap sunan sâkıysi, bu neşeyle rüh bağışlamaya koyuldu.
Rasim Özdenören'in Gül Yetiştiren Adam'ındaki kahra-man, bir şeye sahip olana kadar inanılmaz tutku ve ateş hissettiğini, sahip olduktan sonra ise sahip olmakla olma-mak arasında fark kalmadığını söyler. Mala yüklediğimiz büyük beklentiler ("Şunu bir alabilsem tamam", "Şuraya bir gitsem var ya" vb.) sonucunda onlara erişince bekledi-ğimiz şeyin orada olmadığını görürüz. Bir heyecan gelir, iki saniye veya iki gün durup geçer. Sonuç: Meğer mutlu-luk orada değilmiş.