Through not observing what is in the mind of another a man has seldom been seen unhappy; but those who do not observe the movements of their own minds must of necessity be unhappy.
Thou seest how few things are, the which if a man lays hold of, he is able to live a life which flows in quiet.
Reklam
Eğer kılınan her namaz rahmet vesilesi olsaydı, namazı emreden kitap, çıkar ve riya bulaştırılmış namazları kılanları Maûn suresinde lanetlemezdi.
Sayfa 357 - Yeni Boyut Yayınları·Kitabı okuyor
Bu benim
Topluluk önünde konuşma konusunda kötü değildim. As­lında konuşmaya başladıktan sonra bunda oldukça iyi oldu­ğumu düşünüyordum. Herkesin beni duyabilmesi için sesimi nasıl ayarlayacağımı biliyordum. Kelimelerimin takılıp kal­ maması için her zaman önceden nefes egzersizleri yapıyordum. Canlı ve eğlenceli olmak için çok çalışıyordum. Beni korkutan, sunuma başlamadan önceki anlardı. Her za­ man bir şeylerin ters gideceğini düşünüyordum. Ezberlediğim her şey zihnimden uçup gidecek ve her şeyi unutacakmışım gibi geliyordu. Terlemeye başlayacaktım. Yüzüm kızaracaktı. Bayı­lacak gibi olacaktım. Fakat bir kez başladığımda genellikle kendime geliyordum. Sadece başlamam gerekiyordu. Sonra farkına bile varmadan her şey bitiyordu. Her zaman duyduğum şeyi duyacaktım: Vay be, Prudence. Çok doğal görünüyorsun. Sen harika bir anlatıcısın. Sunum güzel hazırlanmış. Çılgın ruhumu sakinleştirecek sözler işte. En azından öğretmenlerim genellikle böyle şeyler söylü­ yordu. Öğrenci arkadaşlarım pek ilgi gösterme zahmetine gir­miyorlardı. Bu benim için sorun değildi.
Sayfa 8·Kitabı okudu
Hüsn'ün, arada bir Aşk'ın halvet yurduna gelişi
Sâkıy, kerem et, aklım başımda değil; hiçbir şeye al- dırış etmemek bağıyla bağlanmış ayağım. Şarap sun; çünkü bu dert, çâresiz bir dert; söz denizininse kıyısı, bucağı yok. Bu uçsuz, bucaksız deniz dalgalanmasın mı? Söylemiyeyim mi ben? Sen insâf et. Şarap nûrunu esirgersen, gönül ayını bulut altında gizlemiş olursun. Paramparça olmuş gönlümüzden kork; ipek kumaşını, ipek elbisesini, ateşimizden sıçrıyan kıvılcımlardan sakın. Başımda, kenarı görünmiyen heves denizi dalgalanmada; sözden ne çıkar? Sözden ne çıkar? Söz dediğin bir ne- festen ibârettir; bir solukta söylenir gider. Sâkıy, yardım et bana; muhtâcım ben, lâyığım bu yardıma; gam pazarında gamı beğenmişim; onu almıya niyet etmişim ben. Bana nice söz söyleme parası gerek ki gam cinsinden dilediğim şeyleri alayım. Söz söylemek, ama sarhoşluktan, düşkünlükten, kırık- dökük hâlden bahsetmek gerek. Şarap sun ki söz sona erişti; gam sermâyesi tükendi. Müşkil olan da șu ki daha başlarken, sır díbâcesi bile düzenlenemedi. Ey letâfet gülü, şarap sun bana; hem de ne anlatıyorum, bir sor. Mâná meclisinin şarap sunan sâkıysi, bu neşeyle rüh bağışlamaya koyuldu.
Sayfa 38 - İş Bankası·Kitabı okuyor
Rasim Özdenören'in Gül Yetiştiren Adam'ındaki kahra-man, bir şeye sahip olana kadar inanılmaz tutku ve ateş hissettiğini, sahip olduktan sonra ise sahip olmakla olma-mak arasında fark kalmadığını söyler. Mala yüklediğimiz büyük beklentiler ("Şunu bir alabilsem tamam", "Şuraya bir gitsem var ya" vb.) sonucunda onlara erişince bekledi-ğimiz şeyin orada olmadığını görürüz. Bir heyecan gelir, iki saniye veya iki gün durup geçer. Sonuç: Meğer mutlu-luk orada değilmiş.
Sayfa 82·Kitabı okuyor
Reklam
Reklam