Mankurt
“”Mankurt”u biliyor musun; hani eskiden Asya’daki kabilelerin bir düşman savaşçısını esir aldıkları zaman uyguladıkları yöntem. Adamın kafasındaki saçları kazırlarmış, sonra yeni kesilmiş bit koyunun ıslak işkembesini o çıplak başa sıkıca geçirir, savaşçıyı boğazına kadar toprağa gömer ve Asya güneşinin altında günlerce bırakırlarmış. Ölmesin diye yemek yedirirlermiş elbette. Bir süre sonra adamın saçları uzamaya başlayınca kuruyan, sertleşen işkembeyi geçemediği için kıvrılıp geri döner, adamın beynine doğru büyürmüş. Korkunç acılar çeken adam bir süre sonra kimliğini, kişiliğini, her şeyi unutup mankurt haline gelirmiş. Bu savaşçıları kendi kabilelerine karşı dövüştürürlermiş.”
Sayfa 215 - İnkılâp, Mehmet·Kitabı okudu
Mankurt olayı nedir?
Ama asıl işkenceyi, genç ve güçlü oldukları için satmadıkları esirlere yaparlarmış. İnsanın hafızasını yitirmesi­ ne, deli olmasına yol açan bir işkence usulleri varmış. Önce esirin başını kazır, saçları tek tek kökünden çıkarır­larmış. Bunu yaparken usta bir kasap oracıkta bir deveyi yatırıp keser, derisini yüzernıiş. Derinin en kalın yeri bo­yun kısmı imiş ve oradan başlarmış yüzmeye. Sonra bu deriyi parçalara ayırır, taze taze, esirin kan içinde olan kazınmış başına sımsıkı sararlarmış... Buna "Deri geçirme işkencesi" derlermiş. Böyle bir iş­kenceye maruz kalan tutsak ya acılar içinde kıvranarak ölür, ya da hafızasını tamamen yitiren, ölünceye kadar geçmişini hatırlamayan bir mankurt, yani geçmişini bil­meyen bir köle olurmuş. Bir devenin boynundan beş-altı kişinin başını saracak deri çıkıyormuş. Bundan sonra, de­ri geçirilen tutsağın boynuna, başını yere sürtmesin diye, bir kütük ya da tahta kalıp bağlar, yürek parçalayan çığ­lıkları duyulmasın diye uzak, ıssız bir yere götürürler, el­leri ayakları bağlı, aç, susuz, yakan güneşin altında öylece birkaç gün bırakırlarmış. Bu tutsaklar birer mankurt ol­madan yakınları bir baskın düzenleyip onları kurtarmasın diye, yanlarına gözcüler koyarlarmış. San-Özek’in kızgın güneşine mankurt olmaları için bırakılan tutsakların çoğu ölür, beş-altı kişiden ancak bir ya da ikisi sağ kalırmış. Onları öldüren açlık ya da susuz­luk değil, başlarına geçirilen soğumamış deve derisinin güneşte kuruyup büzülmesi, başlarını mengene gibi sıkıp dayanılmaz acılar vermesiymiş. Bir yandan deve derisi büzülüyor, bir yandan da kazınan saçlar büyüyüp başına batıyormuş. Asyalılar'ın saçları fırça gibi sert olur zaten. Kıllar üste doğru çıkamayınca içeri doğru uzar ve diken gibi batarmış. Bu dayanılmaz acılar sonunda tutsak ya ölür ya da
Sayfa 145·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Mankurt kavramı, aklı ve bilinci kuşatılarak teslim alınmış, tarihi unutturulmuş, efendisinin çıkarları için kendi değerlerine, dostlarına, sınıfına, halkına ve ülkesine yabancılaşan ya da ihanet eden kişiler için de kullanılabilir. Daha da önemlisi yalnız insanlar değil, toplumlar da mankurtlaşabilir.
Bir mankurt kim olduğunu, hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu bilmezmiş. İnsan olduğunun bile farkında değilmiş. Bilinci, benliği olmadığı için, efendisine büyük avantaj sağlarmış.
Sayfa 146 - Ötüken Neşriyat. 67. BASIM·Kitabı okudu
Tanıdık geldi mi !!
Bir mankurt kim olduğunu, Hangi soydan, hangi kabileden geldiğini, anasını, babasını, çocukluğunu bilmezmiş. insan olduğunun bile farkında değilmiş. Bilinci, benliği olmadığı için efendisine büyük avantaj sağlarmış. Ağzı var, dili yok, itaatli bir hayvandan farksız, kaçmayı düşünmeyen, bu yüzden de hiç tehlike arz etmeyen bir köle imiş. Köle sahibi için en büyük tehlike kölenin baş kaldırması kaçmasıdır. Ama mankurt isyanı, itaatsizliği düşünemeyen tek varlıkmış. Efendisine köpek gibi Sadık, Onun sözünden asla çıkmayan, başkalarını dinlemeyen, karnını doyurmaktan başka bir şey düşünmeyen bir yaratık.
Sayfa 144
"Söz vardır insanı diriltir, söz vardır insanı mankurt eder. Ağızdan çıkan her kelime bir sorumluluktur."
Alıntı