"bu çözümün püf noktası %100 dürüstlük gerektirmesi. yani sadece içten değil aynı zamanda çıplak olmanızı. çıplaktan da beter - daha çok silahsız gibi. savunmasız. “hissettiğim şey, adını dosdoğru koyamıyorum ama önemli görünüyor, sen de hissediyor musun?" -böyle açık bir soru hassas bünyelere göre değil. öncelikle, “beni seviyor musun? lütfen sev beni,” sözlerine tehlikeli bir şekilde yakın, durmaksızın süregiden bütün insanlararası yönlendirme ve boktan oyunkuruculuğun %99'u tam da bu tür şeyleri dosdoğru söylemenin bir şekilde ayıp sayılması fikri yüzünden devam etmekte. aslında elimizde kalan son birkaç kişiler arası tabudan biri sayılır bir kimsenin böyle edepsizce, çiplak ve açıkça sorgulanması. acinası ve umutsuz görünür. okura böyle görünecektir. görünmesi de gerekir. başka yolu yok. eğer adım atıp ona ne hissettiğini, bir şey hissedip hissetmediğini sorarsanız, bunun çekingen ya da performatif ya da sizi-sevsindiye-yapmacık-dürüstlük-taslayan bir yanı olmamalı. bu, olayı anında mahveder. anlıyor musunuz? tümüyle çaresiz, çıplak, zavallı bir içtenlik göstermedikçe tehlikeli bir muammaya dönersiniz anında. okurun karşısına gururunuzu % 100 ayaklar altına alıp çıkmanız gerekir."