"Ağır bir romanın yükü altından henüz kalktım ve yığıntıları ayıklamaktan, olayları seçmekten yoruldum. Romanın teorisi böyle kurulmuştur. Ama ben ateş almayacak tüfeği de patlamayacak fünyeyi de anlatmak istiyorum."
Winston Churchill ilk sömürge savaşından yeni dönmüş bir genç adam olarak ortaya güzel bir soru atmıştı:
"Hangi girişim, aydın bir toplumun verimli bölgeleri ve geniş toplulukları barbarlıktan kurtarmaya çalışmasından daha soylu ve daha kazançlı olabilir Savaşan kabilelere barış getirmek, şiddetin kol gezdiği yerlerde adaleti sağlamak, kölelik zincirlerini kırmak, topraktaki bereketi ortaya çıkarmak, ticaretin ve irfanın ilk tohumlarını ekmek, bütün halkların hayattan haz alma gücünü artırmak ve ıstırap çekme ihtimalini azaltmak - hangi ülkü veya ödül insan uğraşına verilecek bundan güzel veya değerli bir ödül olabilir?"
Ama Churchill böyle özlemler duyulduğunda bile imparatorluğun pratikteki işleyişinin ahlaki açıdan iyi bir örnek teşkil ettiğinin de bilincindeydi.
"Yine de akıl, insanın özlemlerinin harika hayal dünyasından girişim ve kazanımların çirkin iskelesine indiğinde, bir dizi karşıt fikir ortaya çıkar. Fetih ve hakimiyet arasındaki kaçınılmaz uçurum, fethedilenlerin zihninde endişeler uyandıran ve fethedenlerin kirli iştahlarını kabartan açgözlü tacirin, münasebetsiz misyonerin, hırslı askerin ve yalancı spekülatörün kişilikleriyle dolar. Ve de aklın gözü, bu meşum yönlere takıldığında, böyle pis bir yolla hoş bir manzaraya varılacağına inanmamız pek de mümkün görünmez."
Dadaizm ve sürrealizm, kitleye sırtını çeviren sanatın yüzde yüz iflasını bir fizik kanunu katiyetiyle ispat etmekte... Artık "sanat için sanat" tekerlemesi, ya hazin bir gafletin ifadesidir yahut da bir ricatın. İlham perilerinin iltifatı hiç kimseye kavgadan kaçmak imtiyazı vermez. Fildişi kule, ikinci harp sonu dünyasının dâvâsız sanat meczuplarını barındıran bir miskinler tekkesidir... Vatandaşları günün çetin kavgalarında yer alırken yıldızlara serenat besleyen bedbahtın adı: savaş kaçağıdır... Fikir ve sanat adamının yeri: fikir ve sanat kavgasının ateş hattıdır. Her sanatkâr agora'ya inmek, hayırla şerrin savaşında ister istemez yer almak mecburiyetindedir. Fildişi kuleye kapananlar şerrin zaferini (bilerek veya bilmeyerek) kolaylaştırmış olurlar.
Gizli yahut açık biçimde Batı, tüketicilerinin çok az bir kalabalık teşkil etseler dahi dünyanın zenginliklerinin büyük bir kısmına sahip olmaya ve bunları kullanmaya hakları olduğunu ileri sürmektedirler. Neden? Zira Doğuluların aksine kendileri gerçek insanoğludur. Bu durumu Enver Abdülmalik'in "Varlıklı azınlıkların hegemonyası" ve "Avrupa merkezciliğine bağlı insan merkezciliği" sözcüklerinden daha iyi ifade edecek hiçbir cümle yoktur.