Elfriede Jelinek, 1946 doğumlu, Avusturyalı bir yazar. 28 yaşından itibaren Avusturya Komünist Partisi’nde faaliyet göstermeye başladı. 1991 yılında ise ayrıldı. 2004 yılında Nobel Edebiyat Ödülü’nü aldı. Şimdilerde yaşamını siyasi açıdan aktif bir entelektüel olarak geçiriyor.
Jelinek’in Arzu (1989) isimli romanı, 80’ler sonu Avusturya’sının ortasına doğdu. Avusturya, İkinci Dünya savaşı sırasında aldığı konumla henüz yüzleşmiş değildi. Toplumun yapısı da genel olarak, Nazi Almanyası’nın da etkisiyle oldukça ahlakçı ve muhafazakâr konumdaydı. Dolayısıyla feminist ve sert bir anlatım, Avusturya basını tarafından yerden yere vuruldu.
Arzu kitabı, özellikle Marksist-feminist literatür açısından incelenmeye değer. Jelinek’in, ataerkil sistemin kadına ev-içi tahakkümünü müdürün karısı üzerinden anlatması yalnızca atarkiye değil, salt “emekçi” kadın üzerinden kurulan bir feminist anlayışa da inen bir balyoz aslında.
Kitap; müdür (Hermann), müdürün karısı (Gerti) ve oğullarının kısa bir tanıtımından hemen sonra, bir tecavüz sahnesiyle başlar. Bu sahne, hemen hemen 5-10 sayfada bir yinelenecektir. Müdür, karısına her gün tecavüz etmektedir. Jelinek bu kısımları yazarken “pornografik” bir dil kullanır. Son derece rahatsız edici ve “kirlenmiş” bir anlatı okuruz. Yine de okurken, kadının hissettiği kirlenmişliğe bir adım dâhi yaklaşmış değilizdir. Peki, pornografik anlatıma rağmen bu kitabı anti-pornografik yapan nedir?
Jelinek cinsel organlara dair kelime seçimlerinde neredeyse hiçbir zaman “penis” ve “vajina” kelimelerini kullanmaz. Penis yerine kullanılan kelimeler açacak, patlayıcı madde, anahtar gibi etkin kelimelerdir. Vajina kelimesi yerine ise kapı, kumbara, bagaj, cep gibi edilgen kelimeler kullanılır. Bu kullanım şu açıdan önemlidir: şiddet dilinin yeniden üretimi