"Kalp" Bir Kelime Değil, Bir Menzildir
Puan vermedi·328 syf.··
2026 8. kitabı
·
78 günde okudu
·
Okunma: 22 Mayıs 2026 12:16
İskender Pala’nın Kalp kitabı için aslında ansiklopedik bilgilerin Anadolu’nun samimi, yerel diliyle yeniden harmanlanmış hali diyebiliriz. Bu topraklarda kalbin adı tek değildir; kimi zaman cesur bir yürek, kimi zaman da incecik bir gönül olur. Yazarın ipeksi anlatımı Anadolu’nun hüzünlü coğrafyasıyla birleşince, ortaya gerçekten seyretmeye doyulmaz edebi bir manzara çıkmış. ​Kitapta alışık olduğumuz türden bir olay örgüsü yok belki ama her sayfası buram buram Anadolu kokuyor. Tasavvuftan türkülere, şiirlerden kadim hikâyelere kadar her satır, uygarlığa beşiklik etmiş bu toprakların diliyle bize sesleniyor. Türkülerle bu ruhu anlatmak gerekirse; Neşet Ertaş’ın "Gönül Dağı"nda yağan yağmur ve boran, İbrahim Erkal’ın "Gönül nazlı bir şey ister" diyerek hatırlattığı naif bekleyiş ve Erkan Oğur’un sesiyle süzülen Karacaoğlan’ın "Gönül gurbet ele varma, ya gelinir ya gelinmez" uyarısı, kalbin bu topraklardaki hikâyesini en saf haliyle özetliyor. ​Bu noktada akıllara şu soru gelir: "Aşkla âbad olmak varken neden aşk bizi berbad etsin?" İşte kitapta sıklıkla geçen masiva kavramı, yani fani olandan baki olana yönelme sancısı tam burada düğümlenir. Aşkın bizi "berbat" etmesi aslında bir yıkım değil; kalbin içindeki geçici heveslerden ve fani bağlardan arınma sürecidir. Gönül ancak bu dünyevi meşgalelerden temizlendiğinde hakiki bir inşaya, yani "âbad" olmaya hazır hale gelir. ​Nihayetinde İskender Pala, Anadolu’nun bu köklü bilgeliğini ve tasavvufi derinliğini şu kutlu hakikatle mühürler: "Kalpler ancak Allah’ı anmakla mutmain olur." Gönül ne kadar nazlı olursa olsun, sonunda huzuru bulacağı tek liman fani olandan geçip baki olana sığınmaktır. Kalp İskender Pala menzilde buluşmak dileğiyle.
Kalpİskender Pala · Turkuvaz Kitap · 20195,5bin okunma
10/10
·144 syf.··
2025 29. kitabı
Hayatta çoğu şey farkına varamadığımız küçük olaylarda gizlidir. Bazen küçük bir gülücük, şefkatli bir el uzatma, bir çocuğu sevindirmek, bir hayra vesile olmak v.s durumlar küçük görünse de çoğu zaman insanın içinde yeni açılan tomurcuklar gibi ayrı bir hayat bahşeder insana. İşte bu kitap, küçük bir durumun insan hayatına muazzam dokunuş ve değişimi anlatır. Bu güzel değişimler belki de çoğu zaman hepimizin ihtiyaç duyduklarımızdır.
Masiva'nın DönüşüSevim İpek Taşkıran · Sirya Yayıncılık · 20253 okunma
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Mükerrem İnsan
10/10
·80 syf.··
Beğendi
·
2025 67. kitabı
Mükerrem insan kimdir? Mükerrem insan hangi vasıflarla tanınır, bu yolda bizi hangi değerler bekler? Allah {celle celâlühû}; İnsanı en güzel sûrette, mükemmel ve mükerrem olarak yaratmış ve {eşref-i mahlûkat}kılmıştır. Nitekim âyet-i kerîmede bu hakikat şöyle dile getirilmektedir: “Muhakkak ki Biz insanı en mükemmel biçimde yarattık.” (et-Tîn, 95/4) Özünde mükerrem yaratılışa sahip olan insan; umumiyetle sonra karşılaştığı hâricî unsurlar sebebiyle bu sâfiyetini kaybetmiş, böylece yaratılışındaki özüne dönmek için insanın kemâle erme yolculuğu başlamıştır. Hakikatte insân-ı kâmil olma yolculuğu; insan doğar doğmaz hattâ anne karnındayken başlayıp, ölünceye kadar devam eden bir yolculuktur. Rabbimiz âyet-i kerîmede; “Ölüm sana gelip çatıncaya kadar da Rabbine kulluğa devam et!” (el-Hicr, 15/99) buyurmuştur. Bu bakımdan insanın kemâliyet arayışı, ölünceye kadar devam eder. Seyr u sülûk da denebilir bu yolculuğa. Kemâle giden seyr u sülûkunda insanın hedefi; Hakikat-i Muhammediyye’ye ulaşmaya çalışmak, nûr-i Muhammedî ile gönlünü nurlandırmaktır. Hazret-i Mevlânâ’nın işaret ettiği gibi, kamışın ney olması ile insanın kemâle ermesi arasında bir benzerlik vardır: Kamışlıktan ham bir şekilde kesilen bir kamışın ney hâline gelmesi için, uzun ve çileli bir yolculuğu vardır. Kamış, önce uzun süre bekletilir. Yavaş yavaş olgunlaşır, kızgın demirle dağlanır ve en sonunda kamış ney'e dönüşür ve neyden aşkın sesi yankılanır. Hazret-i Mevlânâ bu durumu şöyle özetler: Ömrümün mahsûlü üç sözdür hemân, Ham idim, piştim ve yandım, el-amân. İnsan da böyledir. İnsan-ı kâmil olmak zor iştir. Sabır ister, emek ister, zaman ister. Belli bir süre geçtikten sonra ilâhî nurla nurlanmaya başlar. Edep, hayâ gibi fazîletli davranışlar zuhûr etmeye başladığı gibi; sabır, şükür, tevekkül,
Düşünce
Mükerrem İnsanMahmud Sâmi Ramazanoğlu · Erkam Yayınları · 201884 okunma
Biraz Yağmur Kimseyi İncitmez
9/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2024 48. kitabı
Biraz yağmur'da ıslanmayı göze alanlar için.. "Zaman beni sürükleyen bir nehir, ama nehir benim; Beni parçalayan bir kaplan, ama kaplan benim; Beni tüketen bir ateş, ama ateş benim." "Ey gönül gel gayriden geç aşka eyle iktida, Zümre-i ehl-i hakikat anı kılmış mukteda. Cümle mevcudat-u malumata aşk akdem dürür, Zira aşkın evveline bulmadılar ibtida. Hem dahi cümle fena buldukta aşk baki kalır, Bu sebebdeb dediler kim aşka yoktur intiha. Dilerim senden Hüda’ya eyle tevkifin refik, Bir nefes gönlüm senin aşkından etme gel cüda. Masiva-yı aşkının sevdasını gönlümden al, Aşkını eyle iki alemde bana aşina. Aşk ile tamuda olmak cennetidir aşıkın, Lik cennette olursa tamudur aşkın ana. Ey Niyazi Mürşid istersen bu yolda aşka uy, Enbiya vü Evliyaye aşk oluptur rehnüma." Bu güzel cümlelerle kitabı ana temasını açıklayabilirim ancak.. İyi okumalar:)
Biraz Yağmur Kimseyi İncitmezM. Kemal Sayar · Timaş Yayınları · 20222,505 okunma
İlk mektup, ilk yolculuk
8/10
·312 syf.··
Beğendi
·
2024 7. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 06 Temmuz 2024 00:00
Azra Erhat Azra Erhat'la Mina Urgan'ın Bir Dinozorun Gezileri kitabında tanıştım. Geziler yaşandı ve bitti. Ben ise Mavi yolculuğa yelken açtım. Erhat'ın deyimiyle "Cevat Şakir Kabaağaçlı mavi yolculuğun kurucusu ise, Sabahattin Eyüboğlu onun isim babasıdır." 1945’te Cevat Şakir’in davetiyle Bedri Rahmi Eyüboğlu, Sabahattin Eyüboğlu, Halikarnas Balıkçısı ve Azra Erhat ilk mavi yolculuğu gerçekleştirir. “Türk Hümanizmi” olarak da adlandırılan bu entelektüel hareket, böylelikle başlar. “Eğer derhal yaşadığınız o büyük kentlerden kopup yanıma ve buralara gelmezseniz, bu güzellikleri benimle paylaşmazsanız, sizlerle olan dostluğum sona erecektir” diye tehdit eder Halikarnas Balıkçısı (Cevat Şakir Kabaağaçlı) Bodrum 'un eski çağlardaki ismi olan "Halikarnasos" 'tan esinlenerek, Halikarnas Balıkçısı takma ismini kullanır. Ne şanslı bana ki henüz küçük bir çocukken ailemin çocukluk arkadaşı sayesinde o dönem otel tatilini değil de Mavi Yolculuk kavramını-tatilini seçmişler. Her yaz iki kere 10 gün olmak şartıyla. (2006-2009 yıllarında) Yazar doğru demiş Mavi Yolculuk anlatılmaz ancak yaşanır. Ne kadar keyifli olduğunu anlamak için yaşanmalı. Şayet herkes tatil arkadaşı olamayacağı gibi herkes Mavi yolculuk arkadaşı da olamaz. Öncelikle uyum şarttır. Bir kere yüzmeyi bilmeli ki eziyet olmasın koca 10 gün! Deniz tutmamalı e tuttu mu? O zaman ilacını eksik etmemeli. Gündüz atlamalı güverteden, gece yıldızları seyretmeli atladığın yerden... Babam gibi balık tutmaya çalışıp başarısız olmalı, annem gibi yatmalı tüm tatil. Güneş kremi sürmeyi de unutmamalı :) Kitabın güzel yorumlardan birini de bu üyemiz yapmış destek diyelim. Sercan Yıldız Benim ekleyeceğim en baş yorum okuması zor bir kitap. Bilmediğiniz yerler ve tanımadığınız kişiler çok fazla. Mutlaka Google haritaları açarak yolculuğu
1000Kitap
Mavi YolculukAzra Erhat · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2018378 okunma
10/10
·139 syf.··
2024 2. kitabı
·
13 günde okudu
·
Okunma: 28 Ocak 2024 02:56
Sezai Karakoç çocukluğunun ilk yıllarında "oruç tutmak" tabiriyle tanışınca oruç tutmayı bahçelerinde gezinen hindileri tutmak gibi zannedermiş. Orucun ilk nüveleri daha çocuklukta atılmaya başlanıyor. Yarım günle başlayan çocuk oruçları, çocukluğun mâsumane ruhunda tertemiz anılar barındırıyor. Oruç, ruhun dirilişi, vaktin bereketi, kalbin arınışı... Oruçta dirilmek ruhun neşesi. Ramazanın güzelliği ruhu beslemesinden. Ruh öteki âlemin iklimine girebildiği kadar gözden ve gönülden mâsiva perdeleri sıyrılmaya başlıyor. O yüzden nar tanelerini yakuttan damlalar gibi, asmalardaki salkımları da cennetten iner gibi görüyor yazar ramazanda. Oruç, Kur'an ve namaz... Ramazanın sacayağı. Bir mü'minin hayatında olmazsa olmaz değerleridir. Merhum Sezai Karakoç 1967'de yayımladığı bir yazısında "Ayasofya'nın avizelerini bu ramazanda da ısıtamadık." diye not düşmüş. Artık Ayasofya'nın avizeleri ısınıyor. Şükürler olsun. Lâkin biz hâlâ Gazze'nin, Kudüs'ün, Doğu Türkistan'ın yangınına çaresizce şahitlik ediyoruz. Bu ramazanda da söndüremedik onların yangınını...
Samanyolunda ZiyafetSezai Karakoç · Diriliş Yayınları · 20254,589 okunma