Mükerrem insan kimdir?
Mükerrem insan hangi vasıflarla tanınır, bu yolda bizi hangi değerler bekler?
Allah {celle celâlühû}; İnsanı en güzel sûrette, mükemmel ve mükerrem olarak yaratmış ve {eşref-i mahlûkat}kılmıştır. Nitekim âyet-i kerîmede bu hakikat şöyle dile getirilmektedir:
“Muhakkak ki Biz insanı en mükemmel biçimde yarattık.” (et-Tîn, 95/4)
Özünde mükerrem yaratılışa sahip olan insan; umumiyetle sonra karşılaştığı hâricî unsurlar sebebiyle bu sâfiyetini kaybetmiş, böylece yaratılışındaki özüne dönmek için insanın kemâle erme yolculuğu başlamıştır.
Hakikatte insân-ı kâmil olma yolculuğu; insan doğar doğmaz hattâ anne karnındayken başlayıp, ölünceye kadar devam eden bir yolculuktur. Rabbimiz âyet-i kerîmede;
“Ölüm sana gelip çatıncaya kadar da Rabbine kulluğa devam et!” (el-Hicr, 15/99) buyurmuştur. Bu bakımdan insanın kemâliyet arayışı, ölünceye kadar devam eder.
Seyr u sülûk da denebilir bu yolculuğa. Kemâle giden seyr u sülûkunda insanın hedefi; Hakikat-i Muhammediyye’ye ulaşmaya çalışmak, nûr-i Muhammedî ile gönlünü nurlandırmaktır.
Hazret-i Mevlânâ’nın işaret ettiği gibi, kamışın ney olması ile insanın kemâle ermesi arasında bir benzerlik vardır: Kamışlıktan ham bir şekilde kesilen bir kamışın ney hâline gelmesi için, uzun ve çileli bir yolculuğu vardır. Kamış, önce uzun süre bekletilir. Yavaş yavaş olgunlaşır, kızgın demirle dağlanır ve en sonunda kamış ney'e dönüşür ve neyden aşkın sesi yankılanır.
Hazret-i Mevlânâ bu durumu şöyle özetler:
Ömrümün mahsûlü üç sözdür hemân,
Ham idim, piştim ve yandım, el-amân.
İnsan da böyledir. İnsan-ı kâmil olmak zor iştir. Sabır ister, emek ister, zaman ister. Belli bir süre geçtikten sonra ilâhî nurla nurlanmaya başlar. Edep, hayâ gibi fazîletli davranışlar zuhûr etmeye başladığı gibi; sabır, şükür, tevekkül,