İnsanı her şeyin önüne koymuş bir usta, yine en çok insana inanmış başka bir ustayı anlatıyor
Her şey 1940 yılının kışında başlıyor, Raşit ağabeye bir haber geliyor "Gözün aydın, üstadın geliyormuş!" o sırada şok geçiren Raşit ağabey "Benim üstadım falan yok" diye kendini sorguluyor. Gelen Nazım Hikmetttttt, Raşit ağabey onun geleceğine inanamaz. Ta ki belgelere bakana kadar. Raşit ağabeyin karanlık günleri bir anda aydınlığa kavuşur. "Oysa onunla ne bir merhabam vardı, ne de günün birinde 'arkadaş' olabilme ihtimalim" der. Onu tanımadan seviyordu, onun müthiş, doyurucu, muazzam sanatına hayrandı.
...
Yaşamak ne güzel şey
TARANTA-BABU
yaşamak ne güzel şey
Anlayarak bir usta kitap gibi
bir sevda şarkısı gibi duyup
bir çocuk gibi şaşarak
YAŞAMAK
Yaşamayı umutlu hale getiren üstad Nazım Hikmet. Gününe güneş gibi doğan haberi içinde tutamayan Raşit ağabey haberi hapishaneye heyecanla yayar. Nazım Hikmet geliyorrr! Gelmeden hakkında doğru veya yanlış bilgiler yayılan haberler. Necati'den "Nazım Hikmet'i az önce getirdiler" haberini duyunca kalemini elinden düşüren Raşit ağabeyin heyecanı. O heyecanın harareti kafasında Nazım'ın şiirlerini canlandırır. Raşit ağabey, Nazım'ı o kadar üstünleştirir ki onu bir Buda heykeli olarak görür. Görülmeyecek gibi de değil ki canım. Gözleri mavi, saçları her yeri aydınlatan sarı, etrafını coşkuyla dalgalandıran üstad. Raşit ağabeyin ağzından yazılmış 136 sayfalık bir hatırat. Yalnız kaldığı zaman tek bir sayfa dahi yazamayan, Orhan Kemal'le aynı koğuşta kalmaya başlayan üstad. Kitapta öncelikle Nazım Hikmet'in maphusa gelmesi, orada dostluklar edinmesi, ressamlığı, toplumda yaşanan olaylara duyarlılığı, şairliği, hayvanlara olan sevgisi (tavşan hikaayesi :),