Toplumun en altındakilerin serbestçe yararlanabileceği yegâne kaynak zamandır. Enrico’nun, zamanı biriktirmek için, sosyolog Max Weber’in “demir kafes” olarak adlandırdığı, zamanın kullanımını rasyonalize eden bürokratik bir yapıya ihtiyacı vardı. Bağlı olduğu sendikanın ücret konusunda uyguladığı kıdem kuralları ve devletten alacağı emeklilik geliriyle ilgili düzenlemeler bu çerçeveyi sağlıyordu. Enrico bunlara bir de özdisiplinini eklediğinde, ortaya ekonomik açıdan başarılı bir sonuç çıkmıştı. Enrico, deneyimlerinin maddi ve manevi birikime dönüştüğü açık bir yaşam öyküsü oluşturdu kendisine; bu yüzden hayatı kendisi için doğrusal bir anlatı olarak anlam taşıyordu. Bir snobun belki de sıkıcı bulacağı Enrico, bu yıllan, evinde tamirat yapa yapa, taksit ödeye ödeye ilerleyen dramatik bir öykü olarak yaşantılandı.Hademe, kendi hayatını kendisinin yazdığını hissediyor ve toplumsal hiyerarşinin alt basamaklarında olduğu halde, bu anlatı ona özgüven sağlıyordu.
max weber, emperyal wilhem almanya'sının önde gelen düşünürüydü. weber işçi sınıfının sadece kapitalist devlet içinde geleceği olduğunu savunmuştu. weber'in marksizm düşmanlığını rosa lüxemburg ve karl liebknecht hakkında söylediği şu sözlerde bulabiliriz: " liebknecht tımarhaneye aittir, rosa lüxemburg ise hayvanat bahçesine."
Kapitalist üretimin eksiksiz biçimde işleyebilmesinin koşulları gerçekleşecekse, bu dönüşüm süreci toplumsal yaşamın bütün görünüm biçimlerini kapsamak zorundadır. Böylece kapitalist gelişme, kendi ihtiyaçlarına uygun, yapısına yapısal olarak uyum sağlayan bir hukuk sistemi, buna uygun bir devlet vb. yaratmıştır.
Bu yapısal benzerlik gerçekten de o kadar büyüktür ki, modern kapitalizmi açık biçimde görebilen bütün tarihçiler bunu saptamak zorunda kalmıştır. Örneğin Max Weber bu gelişmenin temel ilkesini şöyle tanımlar:
“İkisi özünde tamamen aynı türdendir. Toplumbilimsel açıdan bakıldığında modern devlet de tıpkı bir fabrika gibi bir ‘işletme’dir: onun tarihsel olarak özgül niteliği tam da budur. Ve burada da orada da işletme içindeki egemenlik ilişkisi aynı şekilde belirlenmiştir. Nasıl ki zanaatkârın ya da ev sanayicisinin, derebeyine bağlı köylünün, şövalyenin ve vasalın görece bağımsızlığı; işini yürütmek ve geçimini sağlamak için kullandığı araçların, stokların, para kaynaklarının ve silahların sahibi olmasına dayanıyorduysa, işçinin, memurun, teknik çalışanın, üniversite asistanının, devlet görevlisinin ve askerin hiyerarşik bağımlılığı da aynı şekilde, işletme ve ekonomik varoluş için vazgeçilmez araçların, stokların ve para kaynaklarının bir elde toplanmasına dayanır: bir durumda girişimcinin, diğer durumda siyasal efendinin elinde.”
Ve Weber bu olgunun nedenini ve toplumsal anlamını da — oldukça yerinde biçimde — şöyle ekler:
“Modern kapitalist işletme her şeyden önce hesaplamaya dayanır. Varlığını sürdürebilmek için, işleyişi en azından ilke olarak, tıpkı bir makinenin beklenen performansı gibi rasyonel biçimde hesaplanabilir olan bir hukuk ve yönetim sistemine ihtiyaç duyar. Tekil olaylarda hâkimin ‘adalet duygusuna’ göre hüküm vermesi ya da başka irrasyonel
Şiddet tekeli nosyonu Max Weber'in ünlü modern devlet tanımını akla getiriyor: "Devlet, belli bir arazi içinde, fiziksel şiddetin meşru kullanımını tekelinde (başarıyla) bulunduran insan topluluğudur. (...)