TAĞUT VE ALİ ŞERİATİ SOSYOLOJİSİ ÜZERİNE
Puan vermedi
Ali Şeriati’nin kavramsal evreninde “tağut”, yalnızca aşkın otoritenin seküler temsiller aracılığıyla gaspı değil, aynı zamanda toplumsal anlam rejimlerinin tahakküm lehine yeniden kodlanmasıdır. Bu bağlamda tağut, klasik teolojik semantiğin sınırlarını aşarak, modern ulus-devlet formunun ürettiği simgesel evren içerisinde işleyen bir “kutsallaştırma tekniği” olarak yeniden kavranmalıdır. Zira modern siyasal düzen, kendi sürekliliğini yalnızca zor aygıtlarıyla değil, kutsalın sekülerleştirilmiş türevleri üzerinden kurduğu rıza mekanizmalarıyla temin eder. Bu noktada Émile Durkheim’in “kutsal/profan” ayrımı, analitik bir eşik sunar; ancak Şeriati’nin müdahalesi, bu ayrımı normatif bir nötrlükten çekip çıkararak, kutsalın tarihsel olarak kim tarafından ve hangi iktidar ilişkileri içerisinde üretildiğini sorgulayan eleştirel bir hatta taşır. Kutsal, artık yalnızca toplumsal dayanışmanın kurucu unsuru değil, aynı zamanda bu dayanışmanın sınırlarını belirleyen, içeri-dışarı ayrımını keskinleştiren ve böylece “meşru” ile “gayrimeşru” olanı tayin eden bir ideolojik matrise dönüşür. Antonio Gramsci’nin hegemonya kuramı bu bağlamda vazgeçilmezdir. Hegemonya, salt zorun değil, rızanın örgütlenmesidir; ve bu rıza, çoğu zaman kutsal addedilen sembolik formlar aracılığıyla içselleştirilir. “Vatan”, “bayrak” ve “millet” gibi kavramlar, bu anlamda, kolektif kimliğin nötr göstergeleri olmaktan ziyade, belirli bir tarihsel blokun çıkarlarını evrenselmiş gibi sunan söylemsel düğüm noktalarıdır. Bu düğüm noktaları, eleştiriyi yalnızca politik bir itiraz olmaktan çıkarıp ontolojik bir sapma, hatta ihanet kategorisine yerleştirerek, muhalefeti kriminalize eden bir semiyotik alan üretir. Bu semiyotik alan içerisinde “makbul vatandaşlık” kategorisi teşekkül eder. Makbullük, hukuki
Felsefe
Ali Şeriati Düşüncesine GirişYusuf Yavuzyılmaz · Sude Kitap · 201717 okunma
10/10
·340 syf.··
2021 35. kitabı
·
219 günde okudu
·
Okunma: 06 Ekim 2021 00:00
Max Weber'in "İslam'ın özü itibariyle kapitalizmin gelişimine engel olduğu" yönündeki oryantalist ve kültüralist tezlerini, tarihsel materyalist verilerle yerle bir eden devasa bir başyapıttır. Rodinson, Ortaçağ İslam dünyasında burjuvazinin, ticaretin ve faiz/kredi sisteminin nasıl işlediğini göstererek, sorunun dinin "fatalist" doğasından değil, üretim ilişkilerinin niteliğinden (özellikle devlet-sınıf ilişkisinden) kaynaklandığını kanıtlar. İslam coğrafyasının emperyalizm tarafından nasıl azgeliştirildiğini anlamak için kültürel değil, ekonomik ve tarihsel bir zemin sunar. Orta Doğu tarihini materyalist bir mercekle okuyan herkesin başvuru kitabıdır.
1000Kitap
İslam ve KapitalizmMaxime Rodinson · Gün Yayınları · 200230 okunma
Reklam
Weberyen Bürokrasi
Puan vermedi·528 syf.··
2026 6. kitabı
·
117 günde okudu
·
Okunma: 04 Şubat 2026 10:24
BÜROKRASİ-MAX WEBER · Fikir: Max Weber’in bürokrasi araştırması genellikle sosyolojik bir klâsik olarak kabul edilir ve o günden beri modern organizasyonlar üzerine araştırmaların temelini oluşturmuştur. Yüzyılın başında yazan Weber (1864–1920), modern sanayi toplumunun temel özelliklerini belirlemeye ve Batı kapitalizminin temel ruhu ile dinamiğini kavramaya çalışmıştır. Bu yüzden Max Weber’in bir “ideal tip” olarak klâsikleşmiş bürokrasi analizi, gelişmiş sanayi toplumlarının karakteri ve sosyolojik araştırmanın doğası konusundaki üç temel görüşünün somut bir uygulamasıdır. • Kapitalist ve komünist sanayi toplumlarının temel özelliği olarak rasyonelleşme, yani mantıklı, rasyonel ve hesaplı düşünce, eylem ve planlama biçimlerinin gelişimidir. Bürokratikleşme, sanayileşmiş güce ve örgütlü bir topluma doğru bu genel gelişme eğiliminin klâsik bir örneğidir. Amerikan sosyolog Amitai Etzioni’nin (1964) ifadesiyle: “Biz organizasyonlar içinde doğmakta, organizasyonlar içinde eğitilmekte ve çoğumuz hayatımızın büyük bir kısmını organizasyonlar için çalışarak geçirmekteyiz. Boş zamanlarımızın çoğunu organizasyonlara ödeme yaparak, onların içinde oynayarak ve dua ederek geçirmekteyiz. Çoğumuz bir organizasyon içinde ölmektedir ve gömülme zamanı geldiğinde bütün bu organizasyonların en büyüğünün –devletin– resmî iznini almak zorundayız.” • Modern toplumda güç rasyonel bir temele sahiptir. Weber’e göre, modern toplumun temelini hukukî otorite, yani insanlardan ziyade yasalar ve düzenlemeler tarafından yönetilme oluşturur. Güç, gelenek veya kişisel karizmadan ziyade rıza ve görevin gerektirdiği otorite aracılığıyla meşrulaştırılır. Bürokrasi, bu düzenleyici yönetimin, kişisel olmayan ve tarafsız gücün bir örneğidir. Bürokratlar önyargı ve tutkulardan uzak davranırlar;
Sosyolojide Temel FikirlerMartin Slattery · Sentez Yayınları · 2007123 okunma
10/10
·384 syf.··
2025 77. kitabı
·
23 günde okudu
·
Okunma: 26 Eylül 2025 12:47
İngiliz toplumbilimci Anthony Giddens'ın 1984 yılında yayımladığı Marx, Durkheim ve Weber üzerine yaptığı akademik çalışma. Hocamın "okuman gerekiyor" diyerek sürekli söylemesi üzerine alıp okuduğum ama okurken de fena zorlayan -zira sosyoloji temelim yok- bir çalışma.. Ama her türlü Bauman'dan iyi :) Okuyan olur mu bilmiyorum ama şöyle bir özet çıkarmıştım yazıyorum buraya. Anthony Giddens, Karl Marx'ın düşünsel yolculuğunun temelini, dönemin Alman felsefesine, özellikle de Hegel ve Feuerbach'a karşı geliştirdiği eleştirel duruşa dayandırır. Giddens'a göre, Marx, Hegel'in idealist diyalektiğini "baş aşağı" çevirerek, soyut "Tin"in (geist) gelişimini değil, somut, maddi yaşam koşullarının ve toplumsal ilişkilerin gelişimini merkeze alır. Bu dönüşüm, Marx'ın tarihsel materyalizminin felsefi temelidir. Bu felsefi arka plan, Marx'ın yabancılaşma (alienation) teorisini anlamak için hayati önem taşır. Giddens, Marx'ın 1844 Elyazmaları'nda ele aldığı bu konuyu, kapitalizmin sadece ekonomik bir sistem değil, aynı zamanda insan doğasını ve toplumsal ilişkileri temelden bozan bir yapı olarak gördüğünü kanıtlar. Yabancılaşma, Marx'a göre dört ana boyutta gerçekleşir: işçinin kendi ürününden, üretim faaliyetinden, kendine ait insan doğasından ve diğer insanlardan yabancılaşmasıdır. Giddens bu analizi, Marx'ın kapitalizmi yalnızca sömürü aracı olarak değil, aynı zamanda insanlık durumunu tahrif eden bir güç olarak gördüğünü ortaya koyar. Anthony Giddens, Karl Marx'ın tarihsel materyalizm teorisini, basit bir ekonomik zorunluluktan daha karmaşık bir süreç olarak yorumlar. Marx'a göre, tarih, üretim güçleri (teknoloji, bilgi birikimi vb.) ile üretim ilişkileri (mülkiyet biçimleri, sınıfsal yapılar) arasındaki çatışmalarla ilerler. Bir toplumun teknolojik ve üretim potansiyeli geliştikçe, mevcut toplumsal
1000Kitap
Kapitalizm ve Modern Sosyal TeoriAnthony Giddens · İletişim Yayıncılık · 200970 okunma
9/10
·320 syf.··
Beğendi
·
2025 11. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 20 Ağustos 2025 02:11
Demir Ökçe Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme Jack London’ın Demir Ökçesi, salt bir roman olmaktan çok öteye geçerek kapitalizmin en çıplak hâliyle teşhiri ve aynı zamanda bir tarihsel uyarı metnidir. London’un sosyalist bir devrimci kimliğiyle kaleme aldığı bu eser, yalnızca ABD’deki işçi sınıfının değil, bütün bir modern dünyanın karşı karşıya kaldığı sistemsel açmazların aynası gibidir. Sermaye, Tekeller ve Sömürü Düzeni Romanın yazıldığı dönemde ABD’de tröstler, yani dev sermaye tekelleri (Morgan, Rockefeller, Rothschild gibi ailelerin elindeki güç) ekonomiyi neredeyse mutlak surette kontrol ediyordu. İşçiler düşük ücretlere mahkûm edilirken, sermaye sınıfı sınırsız bir kâr hırsıyla toplumun sırtına basıyordu. Bu, Marx’ın tanımladığı “artı değer” teorisinin canlı bir tasviriydi: Emek, kendisine düşen karşılığı alamıyor; kapitalist, işçinin alın terinden söktüğü değeri kendi servetine katıyordu. Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Meşrulaştırılması Max Weber’in "Protestan Ahlakı ve Kapitalizmin Ruhu" adlı eserinde ortaya koyduğu tez, Demir Ökçe’yi anlamak için de kritik bir çerçeve sunar. Weber’e göre Protestanlık, özellikle Kalvinist ahlak, çalışmayı ve dünyevî başarıyı kutsallaştırmış; kapitalizmin ruhunu meşrulaştıran kültürel bir temel yaratmıştır. London’un romanında görülen kapitalist sınıf, tam da bu zihniyetin ürünüdür: kârı ahlakın üstünde tutan, serveti bir “kurtuluş alameti” gibi gören bir anlayış. Bu kültürel damar, kapitalizmin sadece ekonomik değil, aynı zamanda dinî ve ahlaki bir dayanağı olduğunu gösterir. O zamanlar ABD İngiltere'nin çocuğu konumunda olduğu için, bu ahlak çerçevesi de ithal edilmiştir. Propagandanın İcadı: Edward Bernays Kapitalizmin yalnızca ekonomik güçle değil, bilinç yönetimiyle de toplumu kontrol ettiği gerçektir. Edward
Duygu ve Düşünce
Demir ÖkçeJack London · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202519,4bin okunma
Puan vermedi·288 syf.··
2025 27. kitabı
Gölbaşı'nda ya da Beyoğlu'da kısa süre de olsa çalışırken hissettiğim şipşak duyguların, ayaküstü sohbetlerin, vedalaşmaların, selamlamaların ve gözlemlemelerin eşiğine bir uğradım bu kitapla. Elime faraş aldığım, arka daracık mutfaktan nugget menü çıkardığım ve bulaşık yıkadığım, boşken bir şeyler atıştırdığım ve sabah henüz kimse yokken ufak sohbet ettiğim neredeyse tek porsiyonlukmuş gibi gelen arkadaşlıklar edindiğim bu vakitler hareket hâlindeymişim gibi düşündürdükçe hareketi kutsuyorum, ama bu hatırlama sömürülsem bile beni büyütmüş, sömürülmesem de büyütmüş, sömürülmeyi hiç hesaba katma, sevmesen bile ayakta kalmışsın, öyle ya da böyle, bunun övülecek bir tarafı yoksa bile bahsedeceğim. Birçok insana öyle ya da böyle dokunulmuş, arkada hiç fark ettirmeden kulaklara my heart is stereo çalınmış, birilerinin bal ile anısı dinlenilmiş ve 101de ayaküstü akıl verilmiş, şu an bütün bunlar ancak hatırlamaya çalışınca neredeyse örümcek ağı gibi kök salmış beynimden damıtılırcasına gelen hatıralar, durduk yere gelmezdi mesela zorlamasaydım, getirdin de ne oldu hoca hoca diyenlere, başın göğe erdi mi diyenlere cevabım şudur: Bütün dünya bir sahneyse o perdede başım göğe ermese bile hatırlayacak kadar oynamışım ve büyümüşüm. Iowa; Amerika Birleşik Devletleri'nin Orta Batı bölgesinde bulunan bir eyalettir. Minnesota, Wisconsin, Illinois, Nebraska, South Dakota ve Missouri ile komşudur. Iowa'nın başkenti Des Moines'dur ve en büyük şehri ise Cedar Rapids'tir. Iowa, genellikle verimli tarım arazileri ve büyük hayvancılık sektörü ile tanınır. Şehrin ismi Kore şehri gibi geldiği için ilgimi çekmişti, hikayede bahsediliyor. Max Weber'in Protestan Ahlakı; Max Weber temel olarak kapitalizmin gelişimini Protestan ahlakının yaygınlaşmasına bağlamaktadır. "Ne oldu da geleneksel
Hyunam-Dong KitabeviHwang Bo-reum · Athica Yayınları · 202415,1bin okunma
Reklam
Reklam