21 Şubat sabahı saat 11'de Sunay'dan davet aldık. Yanında Kara Kuvvetleri Komutanı Muhittin Önür ve Jandarma Kumandanı Abdurrahman Paşa vardı. Ben ve benimle birlikte çağrılan Necati Ünsalan ve Selçuk Atakan ayakta idik. Sunay bana dönüp "Evladım, yavrum, Hava Kuvvetleri bana bir ültimatom verdi. Akşam kara kuvvetlerine alarmı sen vermişsin. Yerleriniz değiştirilmedikçe hava kuvvetleri alarmı kaldırmayacak. Sizleri feda etmek zorundayım. Ancak hepiniz himayemdesiniz. Sizlerin yerini değiştiriyorum..." dedi.
Kendisine "Ben Allah'tan başka kimsenin himayesi altına giremem. Bu işte ben suçlu değilim. Suçlu olan hava kuvvetleri ve sizsiniz. Çünkü bir kuvveti, bir kuvvet üzerine tertiplerle kullanmaya kalktınız. MBK'cıların ve CHP'lilerin oyununa geldiniz" dedim. Tabancamı çekerek masanın üstüne koydum. "Beni şimdi ya bununla temizlersiniz ya da Divan-ı Harbe verirsiniz. Eğer geceki harekete ben sebep olduysam, beni kurşuna dizdirirsiniz. Benim damarlarımda CHP kanı dolaşmıyor, vatanperverlik kanı dolaşıyor. Böyle bir haksızlığa tahammül edemem. Siz şayet kumandansanız, esas suçluları cezalandırınız" dedim.
Darbeciler Milli Birlik Komitesi (MBK) adı altında örgütlenen 39 subaydan oluşmaktaydı; ancak komite fikri birlikten, bütünlükten yoksundu. Darbeci subaylar arasında iki farklı eğilim mevcuttu. Yıllardır darbe hazırlığı içinde olan birinci eğilimdekiler (aşırılar) girişim başarıya ulaştıktan sonra ülkeyi askerî rejimle yönetmek istiyordu. Ilımlılar ise CHP lideri İsmet İnönü’nün etkisi ile hukuki ve siyasal düzenlemeler yapıldıktan sonra hemen seçimlere gidilmesini ve iktidarın parlamentoya teslimini düşünüyorlardı (H. Özdemir, 1992: 196-197).
13 Kasım’da MBK içerisinde derinleşen fikir ayrılıkları nedeniyle büyük bir tasfiye yaşandı. Aralarında Alparslan Türkeş’in de bulunduğu ve Türkiye siyasi tarihine “14’ler” olarak geçen 14 subay yurtdışına sürgüne gönderildi. Cemal Gürsel ertesi gün yaptığı açıklamada, “ordunun büyük bir vatanperverlik hissi ile başardığı inkılabımızın hemen akabinde komite üyelerinden bazılarının tahripkâr, sapık fikirlere doğru kaydıkları, iktidarı bırakmamak, askeri bir dikta idaresi kurma yolunda çalıştıkları görülmüştür” diyordu.
27 Mayıs’ın üzerinden beş gün geçmişken, İnönü 1 Haziran’da bir basın toplantısı düzenledi ve darbeden önceden haberdar olmadıklarını söyledi. Gazetecilerin “haber verilseydi tasvip eder miydiniz” şeklindeki sorusunu ise, “bu sualin cevabını bizzat Orgeneral Gürsel vermiştir, ‘haber verse idik tasvip etmeyeceğini biliyorduk’ dedi” diye yanıtladı, ayrıca darbeden önce Milli Birlik Komitesi (MBK) üyelerinden hiçbiriyle görüşmediğini belirtti. Ancak “bu ameliyatı hakiki bir ihtilal telakki ederim” diyerek darbeye desteğini açıkladı ve zamanında Demokrat Parti’yi, “biz bir ihtilal teşekkülü değiliz, fakat sizin idareniz memlekette ihtilali meşru kılacaktır” diye uyardığını da hatırlattı.
1 Haziran 1960'ta MBK, doğu ve güneydoğu illerinde mukim toprak ağalarından, aşiret reislerinden, şeyhlerden ve Kürt milliyetçisi olarak yaftalanmış aydınlardan oluşan 485 kişiyi tutuklatarak Sivas-Kabakyazı'da kurulan açık bir kampa topladı. Sürülenler arasında günümüzde
bir süre AKP içinde siyaset yapan Dergir Mir Mehmet Fırat'ın dedesi Zeynel Turanlı, Alevi liderlerinden Prof. Dr. İzzettin Doğan'ın babası Hasan Doğan, Sedat Bucak'ın babası Hakkı Bucak ile amcası Mehmet Bucak, o yıllarda yeraltında faaliyette bulunan Barzani sempatizanı Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi (TKDP) lideri Faik Bucak, THKO davasının savcısı Baki Tuğ'un babası, Şeyh Said'in oğulları, Van'daki Buruki aşiretinin lideri Kartal ailesinin fertleri, Hakkari'deki Ertuşi aşiretinin önderleri, Diyarbakır'daki Ensarioğulları'na mensup kişiler ve Said Nursi'nin müridlerinden 22 kişi bulunmaktaydı. Kampa sürgün edilen kişilerin bütün mal varlığına el konuldu.
Kampta bulunanlardan 55'i, çıkarılan bir kanuna göre seçilerek Batı illerinde zorunlu ikamete mecbur tutuldular. Seçilenlerin sürülmesi ile "Doğu'daki feodal düzenin ortadan kaldırılacağı, ağalık, şeyhlik gibi Ortaçağ kalıntısı müesseselerin yok olacağı" umuluyordu. 21 Kasım 1960'ta sürgünlerden 193'ü tahliye edildi. Kalanlar 9 ay daha Sivas kampında kaldıktan sonra, 2,5 yıl süreyle çeşitli illere dağıtıldılar. Ancak sürgünler, aralarından özel olarak seçilen 55 kişi de dahil olmak üzere, 1963 Ekim'inde çıkan af kanunu kapsamına alınarak serbest kaldılar.
Darbe lideri Kenan Evren’in başkanlığındaki MBK ince eleyip sık dokumuyor, “asmayalım da besleyelim mi?” diyerek pos ve hilal bıyıklı bıçkın delikanlıları eşitlik adına ipe gönderiyordu.