Zaten bu şehirde, beni tanımış olan insanların hiçbirini görmek istemiyordum. Onlar bana eskiyi hatırlatacaktı. Yüzleri beni bir sirk hayvanı gibi seyredecekti. Sorular soracaklar, neler yaptığımı öğrenmeye çalışacaklar ve beni, içimdeki melankolik canavarları uyandırmaya zorlayacaklardı. Yaşadığım ve yaşattığım acılar, onların birkaç dakikalık sohbet konusu olacaktı. Hayır, eski tanıdıklarımı görmek istemiyordum.
İyimser bir insanın kanı (Latince sanguis) fazladır ve sıcak kalpli, neşeli, iyimser ve güvenlidir ama bencil olabilir. Soğukkanlı birinin balgamı (Yunanca phlegmatikós) boldur ve sessiz, kibar, serinkanlı, akılcı ve tutarlıdır ama yavaş ve utangaç olabilir. Sinirli birinin saf-rası (Yunanca khóle) safrası boldur ve kişiliği ise ateşlidir; aşırı öd salgısından muzdariptir. Son olarak melankolik birinin (Yunanca melas khóle) kara safra salgısının fazlalı-ğından muzdariptir, çoğunlukla üzüntü ve korkuların eşlik ettiği şiirsel ve sanatsal yönü ağır basar
Akşam oluyor. Martılar akın akın kayalara dönüyorlar. Karabataklar kayaların üstünde şair; melankolik batıyı seyrediyor. Tek balıkçıl kuşu tek ayağının üstünde müteahhit krallığını seyreder gibi şahane düşünüyor...