Geceleri Gülbeden'i sayıklayarak bölünen uykularımdan kalkıp elimdeki şamdanın titrek aleviyle hücrenin yanına kadar geliyor; kuşluk vaktine, sabah namazına kadar içeriyi dinleyerek onun yaşadığına dair küçük bir belirti bulmaya çalışıyordum.
Gülbeden'in Nissa'daki asıl adının Veronica olduğunu duymuştum. Meleğime bu kadar yakışan bir ad bulunamazdı doğrusu ve sadece bu ad bile, onun bir azize olduğunu, gökyüzünden bizim gibi günahkârların arasına geçici olarak indiğini kanıtlıyordu.
Çünkü gerçek Veronica'ydı o!
İsa Peygamber, sırtına yüklenmiş haçıyla Golgotha'ya doğru tırmanırken, başına takılmış olan dikenli tacın dikenleri küçük bir kuş tarafından teker teker çıkarılmış, ama bu bile peygamberin yüzüne süzülen kanları önlemeye yetmemişti. Bunun üzerine kalabalık arasındaki bir bakire, elindeki ipek mendille İsa'nın yüzünü silmiş, sonra şaşkınlıkla, peygamberin yüzünün mendile resmolduğunu görmüştü. Kalabalığın çığlıklar atarak şahit olduğu bu mucize sonunda mendile Vera İcona, yani "gerçek ikon" demişler ve kıza da bu ismi vererek onu Veronica olarak kutsamışlardı.
Tek kelimeyle harikaydı! Ona bir anda vuruluverdim. Altmış yaşımda, o kadına on sekiz yaşındaymış gibi ateşli bir hayranlık beslemeye başladım. Zengin kişiliğimin tüm cevherlerini ümitsizce ayaklarının altına serdim. Bana tapan karıma, zavallı meleğime ise yalnızca kuruşlar ve şilinler kaldı. Dünya böyledir işte, erkekler böyledir, aşk böyle.