İnsanı insan olduğu için sevme cevherini büyürken bir yerlere kaldırdık ve nereye koyduğumuzu da unuttuk, kaybettik, şimdi bulamıyoruz. Bazılarımız kaybettiğinin bile farkında değil, bazılarımız hiç aramadı, bazılarımız hâlâ “Nereye koymuştum acaba?” diye arıyor. İyi ki arıyorlar. Oysa ne kadar tanıdık bir duyguydu hepimiz için insanı insan olduğu için sevmek.
Hayat, acı ve sevginin zıtlığında yaşanan bir ikilemde çalışan denklem gibiydi. Acılar paylaşarak azalır, sevgi paylaşılarak çoğalırdı, hayatım temelinde daima paylaşmak vardı. Cennet ancak paylaşarak kurulabilecek en güzel yer değil miydi?
İnsanın kendi ile savaşı ne kadar uzun sürerse, yenilgisi de o kadar büyük oluyordu. Evet belki o yenilgiden karakter doğuyordu ama peki ya anlayıştan…insanın kendini anlamak için verdiği çabadan ne doğuyordu?