Eskimoların oluşturduğu yegane istisna dışında, Yeryüzü üzerinde bilinçlerinde değişiklik yaratması için psikoaktif bitki kullanmayan tek bir halk yok. Herhalde hiç de olmadı. Eskimolara gelince ... Onların istisnası da sadece kuralı kanıtlıyor: Eskimolar tarihleri boyunca psikoaktif bitki kullanmadı, çünkü bu bitkiler Arktik kuşakta yetişmez. (Beyaz adamdan fermente tahılların ne olduğu öğrenir öğrenmez Eskimolar da, bilinç değiştiriciler arasına katıldı.) Bu olgu, insanın bilinç deneyimini değiştirme arzusunun evrensel olabileceğini düşündürüyor.
Cadılar ve büyücüler, "büyü yapma gücü olan bitkiler yetiştirirdi -günümüzdeki deyişle, "psikoaktifbitkiler". İksir reçeteleri boruçiçeği, afyon çiçeği, güzelavratotu, haşhaş, gelin mantan (Amanita muscaria) ve kurbağa derisi (ki, güçlü bir halüsinojen olan DMT'yi içerebilir) gerektiriyordu. Bu malzemeler, kenevir yağı bazlı bir "uçan merhem" ile karıştırılırdı. Ve daha sonra cadılar, özel bir alet kullanarak -bu da, bu kadınların seyahat etmek için kullandığı söylenen "süpürge"ydi- bu merhemi cinsel organlarına sürerdi.
Çiçeklerle birlikte meyveler ve tohumlar da geldi ve bunlar da Yerküre'deki yaşamı yeniden yarattı. Kapalı tohumlu bitkiler, tohumlarını dağıtsınlar diye hayvanların aklını çelrnek için şeker ve proteinler üreterek, dünyanın besin enerjisi deposunu birkaç katına çıkardı ve sıcakkanlı büyük hayvanların yükselişini mümkün kıldı. Çiçekler olmasaydı, yapraklı ve meyvesiz bir dünyada işleri yolunda giden sürüngenler, muhtemelen hala dünyaya hakim olurdu. Çiçekler olmasa, biz olmazdık.
Gerçekten siyah olan bir lalenin arayışı -en azından dört yüz yıl sürmüş ve halen sürmekte olan bir arayış- lale çılgınlığının altınetinierinden birine dönüştü. Baba Alexandre Dumas, on yedinci yüzyıl Hollanda'sında, ilk gerçek siyah lale yetiştirme yarışı üzerine koca bir roman -Siyah Lale-yazmıştı; yarışmanın esin kaynağı olduğu açgözlülük ve entrika (romanda Bahçecİlik Derneği 100 bin florinlik bir ödül koymuştu), üç hayatı yok eder. "Sihirli lale" ortaya çıktığında, yetiştiricisi Cornelius, ödüllü çiçeğin kendisinin olduğunu iddia eden komşusunun bir tüyosuyla haksız yere hapse atılır. Cornelius, hücresinin parmaklıkları arkasından hayatının eserinin bitişini gözler: "Lale güzeldi, harikaydı, muhteşemdi; sapı yarım metre kadardı. Demir mızrak başları kadar düzgün ve dümdüz olan dört yeşil yaprak arasından yükseliyordu; çiçeğin tamamı simsiyah ve pırıl pırıldı."
Lale Avrupa'ya ilk geldiğinde insanlar onun için yararlı bir amaç oluşturmaya giriştiler. Almanlar soğanlarını kaynattı, şeker ekledi ve hiç de inandırıcı olmayan bir şekilde tatlı diye sundu; İngilizler zeytinyağı ve sirke ile !ale servisi yapmaya "kalktı. Eczacılar laleyi gaz tedavisi için önerdi. Ancak bu kullanımların hiçbiri tutmadı. "Lale kendisi olarak kaldı," diye yazıyor Herbert, "bayağı faydacılığa yabancı, Doğa'nın şiiri." Lale bir güzellik nesnesiydi; ne eksik, ne fazla.