Kore Savaşı sırasında, Çinlilerin, esir aldıkları Amerikan ve Türk askerlerine uyguladıkları "beyin yıkama" yöntemleri ve aldıkları sonuçlar üzerindeki bir araştırma da konumuz açısından ilginçtir. Çinliler, ilk aşamada, esir askerlerin içinde bulundukları grubun yapısını bozup bireyleri grup desteğinden yoksun bırakıyorlardı. İkinci aşamada ise onların inançlarına tamamen ters ideolojik temellere dayalı bir propaganda başlıyordu. İlk iş olarak, esir kamplarına getirilen tüm askerlere, en yüksek rütbelisinden rütbesiz erine kadar, tek tip elbise giydirilmekteydi. Ordudaki rütbeleri altüst edecek biçimde, rütbesizlere ya da düşük rütbelilere, büyük sorumluluklar verilmekteydi. Böylece, orduda yerleşik olan grup yapısı bozulduktan sonra, kişinin yalnız kalması sonucu, propagandaya karşı direncinin zayıflatılması hesaplanmıştı.
Yöntemin Amerikan askerlerinin bir kısmı üzerinde etkili olduğu görülüyordu. Amerikalı esirlerin önemli sayılabilecek bir bölümü, düşmanın siyasal değerler sistemini benimsemişti. Ama aynı çabalar, Türk askerleri üzerinde etkisiz kaldı Türk askerlerinin grup yapısı bozulmadı ve propagandaya karşı tek başına kalmayan Türk askeri de sonuna kadar direnebildi. Amerikalılar ve Türkler üzerinde alınan sonucun bu ölçüde farklı oluşu, küçük grupların ve bu arada grup yapısının topluma ne ölçüde bağımlı olduğunu göstermektedir. Komutanını bir çeşit baba sayan Türk askeri için, koşullardaki değişme, komutana duyulan saygının değişmesi ve dolayısıyla da grup yapısının bozulması sonucunu doğurmamıştır. Oysa Amerikan askeri açısından ordu, görev. sınırları yasalarca belirlenmiş, bir tür iş çevresi gibi algılandığı için, durum farklı olmuştur.