Türk Dili ve Edebiyatı bölümüne başladığımdan beri okuma kalitemin her geçen gün arttığını, üzerimdeki öğrenme sorumluluğunun da buna paralel olarak etrafımı çepeçevre sardığını keşfediyorum. Bir şeyleri ifade etme biçiminin, tüm bu çeşitlilik göz önüne alındığında, insan hayatı için ne kadar mühim olduğunu kavradıkça dile, onu yaratan unsurlara, kullanım sahasına ve insanlar arası anlaşılırlığına hayran kalmamak elde değil. Bu hayranlığa geniş bir dünyaya açılmakla; yani kitap okumakla sahip oldum.
Zweig bu yolculukta, özellikle son yılların Türkiye'sinde fazlasıyla rağbet görmesinin etkisiyle, benim de okuma listeme dahil ettiğim; kısa ama çok katmanlı eserlerinin içinden bir türlü çıkamadığım biri olmuştur. Dostoyevski'nin modern dünyada bir uzantısı, bir tamamlayıcısı olarak; hacimsizliği ile kolayca sindirilebilir algısı yaratan ancak okundukça onun dünyasından kolay kolay kurtulamayacağınızın garantisini veren bir yazın dünyası yaratmıştır kendine.
Bir söğüt ağacından düşen yaprağın yerle ilk temasına kadar geçen sürede, trajik bir hayatın portresini çizebilir. Bir akarsuyun çevresinde biten yemyeşil otarın arasında cilveleşip gönül eğlendiren iki âşığın şuh kahkahalarını, gerilen omuzlarıyla birlikte bir yandan çevrelerine kulak kabartan kısacık anlarını onunla birlikte duyarsınız. Kalabalık bir caddede kendi hayatının koşusuna takılmış her insanın kaderini yönetebilir kalemiyle. Tüm bunları yaparken ne kadar hassas dokularla temasa geçtiğini, en uç sinirlerle oynayabildiğini düşünmek delicedir. Asıl delilik haliyse onu okumaya başladığımız andır şüphesiz. Bir yerlerde kitabını tutan ellerimizi gözlemleyerek zevk alır sanki. Çünkü biz bile onun kaleminden dökülüp kimi sefil, kimi korkusuz, kimi maceraperest, kimi fahişe, kimi duygusuz, kimi gaddarlığı ile
Ancak herkes de bilir ki, yardım çağrısında bulunmayan bir insana yardım etmekten daha zor bir şey yoktur, çünkü yardım dilenmiyorsa mutlaka son bir şey daha vardır: Israr edip incitmememiz gereken gururudur bu.