"Şu hep eksik kalan birkaç günden, sonsuzluktan çalacağımız birkaç saatten yararlanmamız için, seninle benim, birbirimize söyleyemediğimiz onca şeyi nihayet payaşabilmemiz için."
Psikolog Dr. Dorothy Tennow aşık olma durumu konusunda uzun araştırmalar yaptı. Sayısız çifti inceledikten sonra evliliklerinize ya da ilişkilerde romantik tutkunun ortalama olarak iki yıl canlı kaldığı sonucuna vardı. Aşağı yukarı süre genellikle aynı, sonunda hepimizin baş dönmesi geçer, gözümüz açılır ve ayaklarımız yere basar işte bu noktada karşımızdakini görmek istediğimiz gibi değil olduğu gibi görmeye başlarız. Bazı kişilik özelliklerinin bizi gerçekten rahatsız ettiğini fark ederiz. Davranışları bizi kızdırır, aşık olduğumuz, toz kondurmadığımız insan aniden incitme, kızma, ağır sözler söyleme, bizi eleştirme ve yargılama becerisine sahip oluverir. Aşkımız sürerken gözümüze görünmeyen bu özellikler giderek devasa dağlara dönüşür ve ağırlığı altında eziliririz. O zaman annemizin ve belki arkadaşlarımızın söylediklerini hatırlar, kendi kendimize klişeleşmiş bir soruyu sorarız; nasıl bu kadar aptal ve kör olabildim.
1830 yılının yazında Victor Hugo imkânsız bir teslim tarihiyle karşı karşıyaydı. On iki ay önce yayımcısına yeni bir kitap sözü vermişti. Ama yazmak yerine yılı diğer projelerin peşinden koşarak, misafir ağırlayarak ve işini erteleyerek geçirmişti. Bu durumdan sıkılan yayımcısı altı aydan daha kısa bir teslimat tarihi belirledi. Kitabın Şubat 1831'de bitmiş olması gerekiyordu.
Hugo erteleme alışkanlığını yenmek için tuhaf bir plan kurdu.
Bütün giysilerini topladı ve bir yardımcısından onları büyük bir sandığa kilitlemesini istedi. Geniş bir şaldan başka giyecek hiçbir şeyi kalmamıştı. Dışarı çıkmak için uygun kıyafeti olmadığı için çalışma odasından çıkamadı ve 1830 yılının sonbahar ve kışında çılgınlar gibi yazdı. Notre Dame'in Kamburu 14 Ocak 1831'de, planlanandan iki hafta erken yayımlandı.