Bir duâsına:
"Yârab hemîşe lûtfunu et rehnümâ bana
Gösterme ol tarîki ki yetmez sana bana."
"Tanrım! her zaman, lûtfunun aydınlığını bana yol gösterici et! Ucu sana ulaşmayan yolu bana gösterme." mısrâlariyle başlayan Fuzûli'nin Tanrıya seslenişleri sıcak ve devamlıdır.
Narkis, durgun ve berrak bir suyun aynasında kendi güzelliğini görünce bu güzelliğe hayran olur, oradan ayrılamaz. Orada, belki de gözlerine kainatı yaratanı gösteren bu suyun aynasına baka baka, mes'ud olup eriyerek suya ve toprağa karışır. Eridiği yerde, bilhassa Şark edebiyatının, asırlarca güzel gözlere benzettiği bir nerkis çiçeği açar.
Büyük şâir Fuzûli, kendi nahif vucûdunu, durmaksızın , sarı ve solgun kamıştan bu harika saza benzetir. Bir gazeline:
"Ney gibi her dem ki bezm-i vaslını yâd eylerim
Tâ nefes vardır kurû cismimde feryâd eylerim."
sesleriyle başlaması, böyle bir sebep taşıyor.
Mevlânâ'nın, XV. asrın büyük islâm âlimi Molla Câmî'ye:
—Nîst peygamber velî dâred kitâb
"Peygamber değil, lâkin kitabı var!" dedirtecek kadar üstün bir bilgi ve imanla söylediği şiirleri, hele büyük Mesnevî'si denilebilir ki, yaratılışın sırlarını terennüm etmiş, sayısız mısrâlarla süslüdür.