Mine Söğüt benim kadın ruhunu, dışlanmışlıkları, ötekileştirilmeleri kaleminde sonuna kadar hissettiğim bir yazar. Nitekim bu kitabın bahçesi de böyle bir yerdi.
Kitap içinde bir gergedan metaforuyla ele alınıyor. Öncelikle bu gergedanın açıklanamazlığını açmalıyım. Öykülerde gergedan bazen kafeste devlet malı zimmetli bir hayvan, kimi zaman (ve aslında çoğunlukla) hayali bir suret olarak deli,kaçık,başıbozuk karaktere görünür oluyor. Katakterlerimizin iyi saatte olsunlar anlarının yaşamlarıyla uyuştuğu bir anda görüyoruz, hissediyoruz gergedanı. Gergedan onlara yaşamlarına dair bir açıklanamazlık, kilitli kapı sunuyor.
Gergedan huzursuzluğun, rahatsızlığın, bunaltının, tekdüzeliğin, mahkumiyetin, korkunun görünür görünmez ve açıklanır açıklanamaz bir sureti/ metaforu kitapta. Kişilerimizin gördüğü ya da hissettiği ama varlığından bir şekilde kesinlikle haberdar olduğu gergedan, kitaptaki simgesel değeriyle yeterince karanlık olsa da cevap da olabiliyor; bazen kilitli kapı da bir cevaptır çünkü, bir eminlik sağlamaktadır.
Kitap dört bölümden oluşuyor. Biz her bölümde farklı temalarla bu gergedana ille rastlıyoruz. Kimi zaman basit dertleri olan, çocukları hastalıklı, karamsar bir evde. Kimi zaman yöneliminden dolayı tamamen dışlanan bir evlatla. Kimi zaman aklını yitirmiş, hatta deliliğin en azından dibini sıyırmış bir "ben Franz Kafka" adamıyla.
Ortak teması aslında kenara itilmiş, toplumda iktidarla, patriyarkayla, kurallarla bastırılmış bu Mine Söğüt karakterlerinin birkaç temel noktası var; karakterler erkek dahi olsalar yoğun bi kadın ruhuyla ele alınmışlar, dışlandıkları, bastırıldıkları için üzerine toprak, toprak olmasa bile kum atılmış karakterler. Öykülerin genelce beni en etkileyen yanı çocuk cümlelerdi. Bu çocuk cümlelerden kastım basit, bakış açısının