Gercek sanatı arıyordum. Benim aradığım, samimiyetinde samimi olanlardı... Ben, hukuk ve duygulara saygılı olan, insan hayatına önem veren, sanatı, çıkarları için kullanan soylu sınıfı için değil de, ezilen işçi sınıfı için yapan, mazlumu düşünen kahramanları arıyordum. İnsanın içindeki "bana dokunmayan yılan" felsefesi beni derinden yaralıyor.
Bilinmeyen büyük bir evde tamamen karanlıkta dolaştığını hayal et. İçi dopdolu ama tek bir ışık parıltısının olmadığı yüzlerce oda hayal et. El yordamıyla ilerlediğini... Böyle dolaşırken hiçbir şeye zarar vermemek mümkün mü? Hem başkasının değerli eşyalarını kıracak, hem kendine zarar vereceksin. O halde böyle birini nasıl tanımlardın? Canavar mı, deli mi, yoksa ışığı sönmüş zavallı bir adam mı?
Oyunumun adı
"Ağırbaşlılıktır".
İçimde ve dışımda denizler sakin,
Her şeyin kumandanı ben...
Kimseye gereksinme duymayan Ben...
Fakat, inanmayın bana, Lütfen!..
Her şey dışta düzgün ve cilalı,
Hiç yıpranmayan, her zaman saklayan
O maske!..
Altta ne güven, ne de rahatlık...
Altta,
Karışıklık,
korku ve yalnızlık içinde bocalayan
Gerçek ben!..