Sabıka
Hangi suçun kaydı yapılır uçan kuşlara? Hangi kelepçe bulutlara paslı zincir? Hangi sevdaya daha fiyakalı af çıkar? Genel af diye yazar mı gazeteler anne? Yüreğimde sabıkalar . Gözlerimde gam var anne ... Bir müebbet kaç muhabbeti öldürür? Hangi rüzgar bu alevi söndürür? Yalnız odalar kaç voltalık anne? Kaç voltajdır bu işkence? Kaç cıgara çekimi bu ömür. Sevda kuş kanadında mı sence? Avludaki mor güvercinler ; gönüllümü mahpuslağa anne? Üflesem içimdeki zehri. Kaç mumu söndürür bu karanlık gece ? Anılar bile vefasızken Alakasız prangalar bileğimde Bu sabıka silinmez mi anne? Kalemim kırılmış orta yerinden. Celsem kapatılmış. Bu kırık alçı tutar mı anne? Dikiş tutar mı bu sökük? İçim sökülüyor... İçim dökülüyor anne. Gönül rehberimde ölü isimler
İnsana ve Hayata Dair
Şu anda seni hayatta tutan her şey, bir elmanın kabuğundan bile daha ince bir kalkanın içinde mevcut. Dünya atmosferi tek bir büyük battaniye değil. Beş farklı katmandan oluşuyor, birbirinin üstüne yığılmış, ve her biri elinden gelenin fazlasını yapıyor. Troposfer — Bu senin katmanın. Hava durumu burada gerçekleşiyor. Bulutlar burada oluşuyor. Aldığın her nefes, yere en yakın bu incecik dilimden geldi. Stratosfer — Ozon tabakasının evi, güneşin en tehlikeli ultraviyole ışınlarını sessizce emerek cildine ulaşmasını engelliyor. Hiçbir zaman aklına gelmeyen görünmez bir koruma. Mezosfer — Uzay kayalarının mezarlığı. Meteorlar bu katmana çarpar ve yüzeye yaklaşmadan önce küle dönüşür. Onların ölüşünü izledin — sadece onlara kayan yıldızlar dedin. Termosfer — Kuzey ışıkları burada gösterilerini sergiliyor ve bazı uzay araçları yörüngelerini burada çiziyor. Buradaki sıcaklıklar binlerce dereceye fırlayabilir, ama hava neredeyse yok denecek kadar az olduğu için donup taş gibi hisseder. Eksosfer — Son sınır. Dünya atmosferi sert bir çizgiyle bitmiyor — sadece solup gidiyor, molekül molekül incelerek uzayın vakumu kalana dek hiçbir şey kalmayana kadar. Beş katman. Her biri hayati. Tek birini kaldırırsan, bu gezegendeki yaşam çöküşe geçer. Sadece Dünya'nın üzerinde değiliz — onun içinde yaşıyoruz, çoğu insanın durup düşünmeyeceği kadar ince bir koza içinde sarılı, aramızdaki boşlukla aramızda ne kadar az şey durduğunu fark etmeden.
Astronomi
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Gökten Düşen Tanrı
Gökyüzünden düşen tanrı veya kutsal varlık motifi, mitolojilerde genellikle düşüş, ceza, yeryüzüne inme veya göksel bir gücün yeryüzünde tecelli etmesi (meteorik bağlantılar) temalarını işler. Bu kapsamda, kanatları eriyen İkarus'un düşüşü, Hitit mitolojisinde tapınağa düşen Kaşku (Ay Tanrısı) veya Zeus'un yıldırımları gibi gökyüzüyle ilişkili olaylar ön plana çıkar. İkarus'un Düşüşü: Balmumu kanatlarının güneşe fazla yaklaşmasıyla parçalanması sonucu gökten denize düşen İkarus, kibir (hubris) ve tanrısal sınırlara yaklaşmanın cezası olarak kabul edilir. Kaşku (Ay Tanrısı): Hitit mitolojisinde yer alan bu inanışta, gökten Kilammar tapınağının üzerine düşen bir Ay Tanrısı'ndan bahsedilir, bu durum göksel bir varlığın yeryüzüne düşüşünü simgeler. Meteorlar ve Tanrılar: Antik çağda gökten düşen göktaşları (meteorlar), tanrısal bir mesaj veya kutsal objeler (örneğin Apollon ile ilişkili meteoritler) olarak görülmüştür. Zeus ve Yıldırım: Yunan mitolojisinde Zeus, gökyüzünün hakimi olarak yıldırımları (ki bu şimşekler Hephaistos tarafından yapılır) yeryüzüne göndererek otoritesini ve öfkesini temsil eder; bu aslında "gökten inen" cezalandırıcı güçtür. Bu kavramlar, tanrısal düzenin yeryüzüyle temasını, genellikle dramatik veya cezalandırıcı bir şekilde anlatır.
1000Kitap
''Dünyaya gelme amacımızın olması lazım" önermesi, insan beyninin sebep-sonuç kurgulu çalışmaya yatkınlığındandır. Belli ki, bu tarz çalışan bir beyin evrimde avantaj sağladı. Amacımızın olmamasını garipsemek bu yüzdendir. Meteorlar, gezegenlere çarparlar ve bir amaçları yoktur. Fizik kuralları çalışmaktadır. Varlığımızda fizik kuralları neticesindedir. Varlığımızın sebebi kaotik süreçlerdir, ilk olarak bio-kimyasal oluşumlarla başlamıştır. Sebebimiz sade ve yalın ama kaotikdir. Komplex amaçlarımız yoktur, amaç zaten zihinsel bir üretimdir, doğa da amaç olmaz. Amac olaya verdiğimiz anlamdır, zihin faaliyetidir. Bir tohumun, fidan olma amacı yoktur, fidan olma aşamalarına biz anlam yükleriz, ve bunun amacı var deriz. Anlam arayışımız, bir göktaşında başlayan ve bitecek hayatı ve canlılığı, kabul etmek istemiyor. Anlam isteme, din talebi besliyor..
Felsefe
1. Bölüm( Perseid gecesi)
Gökyüzü, o gece hiç olmadığı kadar parlaktı. Gümüş çizgiler halinde yeryüzüne düşen meteorlar, karanlığı bir anlığına aydınlatıyor; ama her ışık huzmesinin ardından ölüm kokusu yayılıyordu. İnsanlar başlarını göğe kaldırdıklarında büyülenmiş gibiydiler, oysa anlamamışlardı: Bu, gökyüzünün veda edişiydi. Yeryüzü, her sarsıntıyla iç çekiyor, toprağın altındaki nefret kusuluyordu. Şehirler birer birer çatladı, dev binalar toz bulutuna dönüştü. Gaia uyanmıştı. İnsanlardan usanmış, yorgun düşmüş, bağışlayıcılığını terk etmişti. Yeryüzünde yaşayan her canlının kaderi, Perseid meteorları kadar keskin ve yakıcıydı artık. Kaçanlar oldu, dua edenler, haykıranlar... Ama hiçbir çığlık yıldızları susturamadı, hiçbir dua Gaia’nın öfkesini yatıştıramadı. İnsanlık bitti. Son nefesler, toprağa karıştı. Gök yüzünü küller kapladı. Yeryüzü ise sessizdi artık… ama bu sessizlik bir huzur değil, bir ölüm sessizliğiydi. Geriye kalanlar? Yalnızca örümcekler ve yılanlar. Örümcekler, insan bedenlerinin içindeki sıvıyı emdikçe şeffaf ciltleri gerildi, gözleri siyaha büründü. Her biri, dev birer canlıya dönüştü. Ağlarını ölü şehirlerin arasında ördüler, kuleler onların tapınakları oldu. Yılanlar, karanlık tünellerden sürünüp çıkarken gözleri bin yıllık bir bilgeliği yansıtıyordu. Onlar hatırlıyordu. Adem’in sözünü, Havva’nın lanetini... Ve işte, bir mağaranın dibinde, nefes kadar sessiz, bir çift göz açıldı. İkiz bebekler. Biri kız, biri erkek. Yeni doğmuş gibiydiler, ama üzerlerine sinen şey yalnızca annelerinin süt kokusu değildi. Onlar, insanlığın son tohumuydu. Yanlarında nöbet tutan, gözlerini hiç ayırmayan bir yılan vardı. Derisi koyu altın rengindeydi, gözleri gri, kadim... Onları kolluyordu; çünkü bu, onun borcuydu. Atalarının insanlığa ettiği yeminin son halkası, artık onun
Alıntı
Hayırlı sabahlar
HAYAL YOLCUSU Samanyolu kayıkçısıyım, manzaramız meteorlar, cüce yıldızlar, yeni doğan kara delikler... Rotamız ucsuz bucaksız ve ufuksuz evrenin derinlikleri...
İnsan ve Duygular