1. Havada %21 nisbetinde olan oksijen, birazcık fazla olsaydı, Dünyadaki her şey ilk kıvılcım ile tutuşurdu. Dünya ile Güneş arasındaki mesafe birazcık artsa veya eksilseydi bütün canlılar donarak veya yanarak yok olurlardı. 2. Dünyâ'nın kendi etrafında dönme hızı biraz yavaş olsa, gece-gündüz arasındaki ısı farkları çok yüksek olurdu. Daha hızlı olsaydı, atmosfer rüzgârları çok çok büyük hızlara ulaşır, kasırgalar ve tufanlar hayâtı imkânsız kılardı. 3. Yer kabuğu, yâni toprak tabakası, şimdikinden biraz daha kalın olsaydı, canlıların hayâtı için elzem olan oksijen bulunmayacaktı. Kalın toprak tabakası, mevcut oksijeni emecek ve hayat imkânsız hâle gelecekti. 4. Kezâ, denizler, bugünkü hâllerinden bir miktar daha derin olsaydı, bu fazla sular karbondioksit ve oksijeni çekeceğinden, yeryüzünde hayat olmayacak, bitki bile yetişmeyecekti. 5. Dünyâ'nın etrafındaki hava tabakası, biraz daha ince olsaydı, meteorlar her gün Dünyâ'mızın kabuğunu delip geçecek, her tarafı yakacak, kasıp kavuracaktı. 6. Canlı varlıkların hayâtı, oksijen, hidrojen, karbondioksit ve muhtelif şekilleriyle diğer karbon gazlarının birbirleriyle kurdukları âhenkli terkiplere dayanır. Bu gazların, istenilen nisbette ve hayat için elverişli bütün husûsiyetleriyle belli bir gezegende tesâdüfen birleşmeleri için on milyonda bir de olsa ihtimal yoktur.
Dünyâ'nın etrafındaki hava tabakası, biraz daha ince olsaydı, meteorlar her gün Dünyâ'mızın kabuğunu delip geçecek, her tarafı yakacak, kasıp kavuracaktı.
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Aşk Zannettiği
"...Ne zaman bir polen uçsa, bir yaprak rüzgâra teslim etsem kendisini, bir çift güzel göze takılsa bakışları sanki meteorlar çarpıyordu dünyasına..."
Sayfa 109 - Puslu Yayıncılık, 4. Baskı, Kasım 2025·Kitabı okudu
Alıntı
... Dünya bundan sadece beş yüz milyon yıl önce oluşmuş olmalıydı. Çamur deryasını andıran gezegen daha yeni oluşuyordu ve bitmek bilmeyen yıldırımlar yüzeyini dövmekteydi; Güneş sisli gökyüzündeki bulanık bir ışık topundan ibaretti, denizi kırmızı renge boyuyordu. Kısa aralıklarla farklı parlak gök cisimleri gökyüzünde beliriyor, arkalarında bıraktıkları ateşten izlerle denize iniyorlardı; bu meteorlar oluşturdukları tsunamilerin yarattığı devasa dalgalarla hâlâ lavla kaplı olan kıtaları dövüyorlardı, ateşin ve suyun oluşturduğu buhar bulutlarının yükselişi ise Güneş'in aydınlığını dindiriyordu... Bu cehennemsi fakat muhteşem manzaranın aksine, çamurlu sularda ise mikroskobik boyutlarda bir hikâye yaşanmaktaydı. Yıldırımların ve kozmik ışınların doğurduğu organik moleküller birbirine giriyor, birleşiyor ve tekrar ayrılıyorlardı - yapım oyuncaklarıyla oynanan ve beş yüz milyon yıl boyunca sürecek, uzun bir oyundu bu. Nihayetinde ise bir organik molekül zinciri ikiye ayrılacaktı. Oluşan zincirler orijinalinin tıpatıp aynı iki zincir oluşuncaya dek diğer molekülleri yanlarına çekecek, ardından yeniden ikiye ayrılarak kendilerini kopyalayacaklardı... Bu yapboz oyununun sonucunda ortaya kendi kendini kopyalayan bir organik molekülün zincirinin çıkması, tayfuna kapılan bir hurda metal yığınının yere yepyeni bir Mercedes-Benz araba olarak inmesine benzetilebilecek kadar ufak bir ihtimaldi. Fakat ufak da olsa gerçekleşmiş ve 3.5 milyar yıllık nefes kesici bir tarihin başlangıcı olmuştu.
Sayfa 225·Kitabı okudu
Alıntı
Bari gökyüzünü rahat bırakın!
Gökyüzü­nü politik ve edebi meteorlar kaplamıştı.
Pdf
"Gençliğin düşünceleri gökyüzünü aydınlatan meteorlar gibi parlak ışıklardır, ama yaşlılığın bilgeliği duran yıldızlara benzer, pırıltıları hiç değişmediği için gemiciler yollarını bulmak için onlara güvenirler."
Sayfa 21