Beklenen
Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan bir günahı Seni beklediğim kadar Geçti,istemem gelmeni Yokluğunda buldum seni Bırak vehmimde gölgeni Gelme artık neye yarar Necip Fazıl
Anılar
Anılar... İçimde yaradır. Ya kabuk bağlamış, istiflenmiş, ya da tımar edilmeyi bekleyen; ve her güne yenilerini ekleyen bir döngünün, ya da fütursuzca edilen bir sövgünün, yarım kalmış kararların ardında hesapsız bir zarar. Kapağı kapatılamamış, kara kabuklu bir defterde yarım kalmış bir muhasebe. Ve her seferinde, bakılmaksızın sebebe... Müsebbibi olunmamış nedenin, ve sebepsiz bir neferin; içindeki kine mi söyle, kime yarar? Bir sigara içimi... Bu şekilsiz biçimi... Hiç mi yok gerçekten bir işareti, bir imi? İnsan bu, bildiğin... Yaralar mı kendini bu kadar? Bardağı taşıran son damla gibi; dokunsan acır, dipsiz bir sızı. Her gün beslesen de içindeki bu arsızı. Her hâlükârda
Şiir
Reklam
Size Barış Deniliyor
“Ey ölüm terzileri, ev yıkıcılar, sürgün ustaları... Ey bir halkı dizlerinin üstünde görmekten gönenen sahte eşitlik! Ey korkuyu sevgi sanan aşağılık duygusu. Siyah ve beyaz dışında renk tanımayan alacakaranlık. Iki yanında iki süngüyle şımarık cesaret. Konuşmak yerine bağıran özgürlük. Ey gülerken ısıran iyilik, aşağılayan özveri, cezasız suç. Ey dağları düzlükle ölçmeye kalkan sığlık. Çokluğuna güvenen yanlışlık Bir suçu, daha büyük bir suçla hafifleten tükeniş. Kendinden korkan öfke. Kan ter uykulara yastık olan taş. Ey başkasının bahçesindeki gergedan. Bir halkın türküsünü odalarda boğacağını sanan sağırlık. Ey dağları evlerin üstüne yıkan cinnet. Ey narcissus. Kan ve gözyaşı. Yalnız gövdesiyle var olan sev-gisizlik. Kendi ışığıyla yanan pervane. En yüce değeri zulüm olan ahlak! Ordularıyla soluk alan haksızlık. Ey kardeşliğin süregen kışı. Bir halkın onuruna yağan kar. Size, BARIŞ deniliyor. Artık ölülerimizin ışıksız gözlerinden değil, güneşle yunmuş pencerelerden bakmak istiyoruz dünyaya. Ciğerlerimiz soldu dağlardan kopalı. Evimiz gökyüzüydü sizden önce. Bahçelerimizi yeniden kurmak istiyo-ruz. Göçersek biz istediğimiz için göçelim. Öleceğimiz yeri biz seçelim. Siz nasıl kendinizle göneniyorsanız, deniliyor, biz de kendimizle gönenelim. Bu rüzgâr bizim türkülerimizi de taşı-sın. Sokaklarımızdan çekin soğuk gölgelerinizi. Avlularımızda asker görmekten bıktık artık. Bulutların sesini unutturdu uçaklarınız. Çocuklarımızın evlerdeki boşluğu mezar taşlarından büyük. Kadınlarımız külden yataklarda yatmaktan bembeyaz kesildi. Ölerek değil yaşayarak çoğalmak istiyoruz…” İnsanın Acısını İnsan Alır
Duygu ve Düşünce
Kafam sisli Gözler kan çanağı … Artık şu Sulu gözlü hikayelerden vaz geçsen bilmen gerekiyor sahte özlemler artık sökmüyor çünkü Yaşadığım hayat tarzının yarattığı algı öyle güçlü ki, sicilim tertemiz . polisler kapıma dayandığında gerçeklerle kuralların bu komik çatışması ve suçsuzluğumun verdiği o garip rahatlamadaki durumun absürtlüğü beni ağlayana kadar güldürüyor…. Zehirli bir toprağa ekilen tohumun yeşermesini hiç bir zaman bekleyemem/ beklemedim çünkü aldatılan bir geçmişin gölgesinde bir gelecek harcanmaz . Eğer ki ; Mezar taşım dikilene kadar dertle yürümüyorsam, yaşadım demem bu hayatta . Çevremi ve onda vuku bulan her şeyi seyre dalıp süzdüm ,Bir din görevlisi olarak sergilediğiniz bu tutum, size duyulan sevgi ve saygıyı zedeliyor . Bir işe ihtiyacınız var ancak bu işi size sağlayacak merci ben değilim . Kafam sisli yüksek uçuyorum Gözlerim kan çanağı Amma ne kıyak resmen kilitlendim…
Beklenen
Ne hasta bekler sabahı, Ne taze ölüyü mezar. Ne de şeytan, bir günahı, Seni beklediğim kadar. Geçti istemem gelmeni, Yokluğunda buldum seni; Bırak vehmimde gölgeni, Gelme, artık neye yarar? Necip Fazıl Kısakürek
Şiir
Herkes ölmeyecek gibi yaşar ! Ama sıkıntı da burda başlar yücel me ezme taktis vs ile devam eder ya sonuç : ? Mezar da tek başına hepsi son bulur .. ! Heee ne oldu yücelme ne ezme ne taktisleri ne ?
Reklam
Reklam