Ne hasta bekler sabahı,
Ne taze ölüyü mezar,
Ne de şeytan, bir günahı,
Seni beklediğim kadar.
Geçti istemem gelmeni,
Yokluğunda buldum seni;
Bırak vehmimde gölgeni,
Gelme, artık neye yarar?
Dinle bir ama! İnsanlar mezarda huzur var diyorlar, mezarla huzur aynı şeymiş. Bu doğruysa senin kucağında zaten toprağın altındayım. Tatlı mezar seni, dudakların ölüm çanları, senin sesin benim cenaze törenim, göğsün benim mezar tümseğim ve kalbin benim tabutum.
Ben de bir gün böyle haykıracağım:
Yolcular, oturun mezar taşımda!
Yolcular, önümde fısıldaşacak,
Yolcular, aşılmaz yollar aşacak.
Taşımı yerlere yatıracağım;
Ben de bir gün böyle haykıracağım!
Gözlerimden susuzluğunu gideren kainat
Sanma ki saçlarımdan süzülüyor bu hayat
Ben de her yıldız gibi bir insan değil miyim?
Vakti gelince benim de eriyecek kirpiklerim
Kimsenin haberi olmayacak ruhumun öldüğünden
Belki yıllar sonra bir karınca öğrenir gözlerimden
Solmamış bir yaprak düşerse mezar taşıma
Damarlarını kesin, öyle gelsin saltanatıma
İstemem en küçük bir hâtırayı bu dünyadan
Hülya beni görüyorsa eğer uyandırın hülyadan
Hakkı kalmışsa dünyada hercai gülüşlerimin
Guguk kuşuna verin de yavrularına yedirsin
Sanmışım ki sayılı saatlerimin saçları zayıflamış
Yanılmışım, ölüm dev gibi her an karşımdaymış
Isıtmıyor beni gecenin koynunda güneş uykusu
Benim tek cehennemim, öksüzlüğümün başucu